Prof.Dr. Haldun OĞUZ - www.drhaldunoguz.com - 0 312 284 28 88 - 0 531 431 06 94 - Ankara
11 Kasım 2016
09 Kasım 2016
23 Ekim 2016
Boyunda Şişlik Neden Ortaya Çıkar?
Çocukluk çağında boyun şişliklerine çok sık rastlanır. Bu şişlikler boyunda orta hatta ya da yanlarda, alt çene kemiğinin hemen altında, kulağın önünde ya da arkasında, bir ya da birden fazla sayıda olabilir. Çocukluk çağında görülen şişliklerin en sık nedeni inflamasyon yani iltihaplanma ile giden başta üst solunum yolu enfeksiyonları olmak üzere bağışıklık sistemi ya da üst solunum ve sindirim sistemi ile ilişkili değişik hastalıktır.
Çocukluk çağında, anne karnında gelişimin belirli bir aşamasında bazı dokuların gelişmesinin duraklaması ya da yanlış şekilde gelişmesi sonucu oluşan hastalıklar da boyunda şişlikler ya da kitle ile kendisini belli edebilir. Bu tür gelişimsel problemler sadece çocukluk çağında görülmemekle birlikte, en sık görüldüğü yaş grubu çocukluk çağıdır. Gelişimsel patolojiler, boyut olarak milimetrik bir kitleden nerede ise tüm boyunu kaplayacak kadar büyük düzeye ulaşabilir. En sık görülen gelişimsel patolojiler arasında tiroid bezi gelişimi ile ilişkili tiroglossal kanal kisti, baş boyun ve göğüs bölgesi yapılarının gelişimi ile ilişkili brankial anormallikler, bağışıklık sistemi ve akkan yapıları ile ilişkili lenfanjiyomlar gibi çok değişik örnekler sayılabilir.
Genç erişkin çağda en sık görülen boyun kitleleri de aynen çocukluk çağında olduğu gibi enfeksiyonlara bağlı bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenf nodu adı verilen yapıların büyümesinden (bu duruma lenfadenopati adı verilir) kaynaklanır. Lenfadenopati, aynada bireyin kendisinin ya da bir yakınının fark ettiği bir boyun şişliği şeklinde, veya yutkunurken ağrı, el ile dokunulduğunda acıma, bulunduğu bölgede kızarıklık ve ısı artışı, lenf nodunun üzerindeki cilde akıntı olması ya da genel olarak bireyin vücut ısısının artması ve halsizlik gibi şikayetlere yol açabilir. Lenf nodu büyümesi günlük hayatta sık karşılaşılan bir viral enfeksiyona ikincil olabileceği gibi, daha ciddi örneğin tüberküloz gibi vücudun diğer bölgelerini de etkileyen daha özgün bir enfeksiyonun ilk belirtilerinden de olabilir.
İleri yaşlardaki erişkinlerde yine iyi huylu şişlikler kötü huylu olanlara göre çok daha sık olarak görülür, ancak oransal olarak kötü huylu nedenlere bağlı boyun şişlikleri diğer yaş gruplarından fazladır. Ağız çevresinde yerleşmiş tükürük bezlerine ait patolojiler (taş, tükürük bezinin büyümesi, tükürük bezi dokusundan kaynaklanan iyi ya da kötü huylu tümöral hastalıklar gibi) de baş ve boyun bölgesinde şişlikle ortaya çıkabilir.
Doktora ne zaman başvurulmalıdır? Tanı nasıl koyulur?
Baş ve boyun bölgesinde şişlik fark eden her yaşta birey öncelikle bir Kulak Burun Boğaz Hastalıkları – Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı’na başvurmalıdır. Kulak Burun Boğaz Uzmanı yapacağı kapsamlı kulak, burun, boğaz ve tam bir baş boyun muayenesinin ardından (bu muayene hastanın gereksinimleri doğrultusunda genellikle geniz, yutak, gırtlak ve yemek borusu girişinin endoskopik olarak muayenesini de kapsar) gerekli bilgileri hastaya verecektir. Enfeksiyöz, inflamatuar bir rahatsızlık düşünülen hastaların ilaç tedavisine başlanması ve takibe alınması yeterli olabilir. Bazı hastalarda herhangi bir tedaviye başlanmadan önce ayırıcı tanı yapılması, patolojinin nesnel olarak daha iyi ortaya koyulması gibi nedenlerle değişik radyolojik incelemeler (ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi) gerekli olabilir. Bazı hastalar için nükleer tıp yöntemleri (sintigrafi gibi) ya da dokunun patolojik incelemesi için örnek alınması (ince iğne aspirasyon biyopsisi ya da dokudan doğrudan parça alınarak) gerekebilir.
Boyun kitlelerin tedavisinde cerrahinin yeri nedir? Ne zaman ameliyata ihtiyaç duyulur?
Yukarıda da arz ettiğim üzere, baş boyun kitlelerinin çok büyük bir çoğunluğu enfeksiyonlara ya da diğer iltihaplanma durumlarına ikincil olarak oluşur. Bu tür kitlelerin medikal yani ilaçlar kullanılarak tedavisi genellikle çok başarılıdır. Doğru ilaçların uygun süre ve dozda kullanılması bir gerekliliktir. Ancak, ilaç tedavisinden fayda görmeyen enfeksiyöz – inflamatuar hastalıklar ile baş boyun bölgesinde yer alan yapıların iyi ya da kötü tümöral hastalıkları gibi birincil tedavisi cerrahi olan durumlarda cerrahi tedavi çok başarılı olarak uygulanabilen bir seçenektir. Cerrahi tedavi sayesinde çıkarılan örnekler patolojik olarak da incelenebilir ve hastanın ihtiyaç duyabileceği diğer tedavi yöntemlerinin (radyoterapi ya da kemoterapi gibi) planlaması yapılabilir.
KISACA…
- Baş ve boyun bölgesine ait şişlikler her yaş grubunda görülebilir.
- Hastaların bir Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanı tarafından detaylı olarak değerlendirmesi uygun olacaktır.
- Tedavi yöntemleri olarak genellikle ilaç tedavileri, gereken hastalarda ise cerrahi tedaviler kullanılmaktadır.
+90 312 284 28 88
#ankarakbb.info , #yutmatedavisi.com, #cocukkulakburunbogaz.com
Facebook: https://www.facebook.com/ankarakbb
Instagram: https://www.instagram.com/haldunoguz/
Blog: haldunoguz.wordpress.com
20 Ağustos 2016
08 Ağustos 2016
DIŞ KULAK YOLU İLTİHABI - YÜZÜCÜ KULAĞI - YAZ KULAĞI - KULAK MANTARI
Dış kulak yolu iltihabı [DKYİ] (Otitis eksterna [OE]),
kulağımızın üç bölümünden en dış kısmını oluşturan dış kulak kanalı ve/veya
kulak kepçesinin enfeksiyöz veya inflamatuar bir hastalığıdır.
En sık şikayet kulak ağrısı, kulak ve çevresinde hassasiyet,
dokunmakla ağrının artması, kulakta tıkanıklık ve basınç hissi, dolgunluk ve
işitmede azalmadır.
Her yaş grubundan bireyde görülebilir. Su ile daha fazla
temas edilen yaz aylarında ve yüzücülerde daha sıklıkla rastlanır.
Altı alt tipi mevcuttur:
- Kısa süreli, yaygın DKYİ (Akut diffüz OE): En sık görülen şeklidir.
- Kısa süreli, lokalize DKYİ (Fronkül): Genellikle bir kıl kökü iltihabı şeklindedir.
- Uzun süreli DKYİ (Kronik OE): 6 haftadan uzun süren DKYİ olarak tanımlanabilir.
- Egzema ile birlikte olan DKYİ: Değişik bir çok cilt hastalığı ile birlikte görülebilir. Sedef, alerjik dermatit, lupus bunlardan bazılarıdır.
- Kulak mantarı: Candida ve Aspergillus gibi patolojik mantarların dış kulak yolunda bulunması ile görülür.
- Nekrotizan (Malign) DKYİ: Daha çok bağışıklık sistemi sorunu olan şeker hastaları ya da AIDS hastaları gibi hastalarda görülen nadir ancak çok ağır seyreden DKY ve çevre dokuların iltihabi hastalığıdır.
Hastalığın tanısı kulağın otoskopik ve endoskopik muayenesi
ile koyulur. Tedavisi hangi tip olduğuna göre; hem dış kulak yoluna uygulanan,
hem de ağız yolu ya da kas içi / damar içi uygulanan ilaçlar ile yapılabilir.
30 Haziran 2016
Ses teli felcine bağlı şikayetlerin tedavisinde enjeksiyon laringoplasti
Ses teli felci olan bireylerin tedavisinde kullanılan yöntemlerden birisi enjeksiyon laringoplastidir. Bu yöntem sayesinde hareket etmeyen ses telinin normal fonksiyon gören tele yaklaştırılması hedeflenir. Bu sayede ses teli düzeyinde yeterli kapanma sağlanarak hem ses kalitesinde bir düzelme, hem de hava yolunun korunması (içilen ya da yenilen gıdaların soluk borusuna kaçmasının önlenmesi) açısından değerli sonuçlar alınır.
Etiketler:
cerrahi,
enjeksiyon,
hyaluronik asit,
kalsiyum hidroksiapatit,
laringoplasti,
larinks,
mikrocerrahi,
paralizi,
ses,
ses hastalıkları,
ses kıvrımı,
ses teli,
ses terapisi,
surgery,
tiroidektomi,
tiroplasti,
voice
25 Mayıs 2016
Balgam Söktürücü İlaçlar ve Ses Kalitesi Üzerine Etkisi
Normal ses fizyolojisi için, solunum sistemi
salgılarının akışkanlığının optimum düzeyde olması ve ses telleri üzerindeki
yüzey geriliminin normal olması birer gerekliliktir. Salgıların uygun
akışkanlıkta olmaması ya da başka bir deyişle koyu olmasının en sık nedenleri yetersiz
sıvı alımı (dehidratasyon), enfeksiyonlar ve antihistaminler gibi bazı
ilaçların uygunsuz kullanımıdır. Dehidratasyonun kaynağı; yetersiz sıvı alımı, ağır
fiziksel aktiviteler nedeniyle aşırı sıvı kaybı, ya da klimalı alanlarda
çalışmak ve nemi düşük bölgelerde yaşamak gibi çevresel faktörler olabilir.
Solunum yollarındaki sıvıların akışkanlığının düzeyi, doğrudan vücuttaki mevcut
su düzeyi ile ilgilidir. Balgam söktürücü (salgıları akışkan hale getirici / ekspektoran
- mukolitik) ilaçlar da dahil olmak üzere hiçbir ilaç tedavisi yeterince sıvı
almanın yerini tutmaz. Ancak, bu ilaçlar kullanılarak dehidratasyonun
etkilerinin daha hızlı ortadan kaldırılması, antihistaminler gibi ilaçların
etkilerinin dengelenmesi hedeflenebilir. Geniz akıntısından, boğazda bir şey
yapışıp kalıyormuş hissinden yakınan ya da boğazına bir şey takılmış ve güç
yutabiliyormuş gibi hisseden bireylerin çoğunda neden salgıların artmış olması
değil, olması gerekenden daha az akışkan olmasıdır. Koyu salgılardan, geniz
akıntısından, sık boğaz temizleme şikayetinden yakınan bireylerde ideal tedavi
birleşimi sıvı alımının arttırılması ve salgıları incelten ilaçların birlikte
kullanılması olabilir.
Daha fazla bilgi için: www.haldunoguz.com – 0 312 284 28 88
22 Mayıs 2016
ALERJİ İLAÇLARININ VE DOĞRU MİKTARDA SIVI ALIMININ SES KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ
Antihistaminler, alerji tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Tüm antihistaminlerin
az ya da çok üst solunum yolu salgılarını azaltıcı, kurutucu bir etkisi
mevcuttur. Bu etki kullanılan ilaçlar ve bireyin o ilaca cevabına göre
değişiklik gösterebilir. Bunun yanı sıra, özellikle üst solunum yolları
enfeksiyonlarının tedavisi sırasında genellikle sempatomimetik ya da parasempatolitik
adı verilen, ve yine salgıları azaltan ya da daha koyu hale getiren ilaçlar ile
bir arada kullanılırlar. Bu nedenle ses tellerinin birbiri ile temas eden
yüzeylerinde nemlilik azalır, bazen bu durum kuru bir öksürüğe dahi sebep olur.
Bu kuru öksürük, ses telleri açısından, bazen alerjinin kendisinden daha zarar
verici olabilir. Mukoza salgılarının uygun miktar ve kıvamda olması, ses
tellerinin birbirine temas eden titreşim yüzeylerinin rahatça hareket
edebilmesi için çok önemlidir. Ses telleri ve sesi oluşturan tüm yüzeylerin
doğru şekilde nemlenmesi – kaygan hale gelmesi, yeterli miktarda sıvı alınması
ve seröz - musinöz salgıların doğru dengesi ile sağlanır. Özellikle sesini
profesyonel olarak kullanan bireylerde salgıların koyu hale gelmesi ses
kalitesini çok olumsuz yönde etkileyebilir. Koyu larinks (gırtlak) salgılarını
gösteren bir videoyu ekte görebilirsiniz.
Daha fazla bilgi için: https://www.facebook.com/ankarakbb
Etiketler:
ALLERJİ,
ear nose throat,
endoscopy,
erişkin,
globus,
ses,
SES HASTALIKLARI,
ses kıvrımı,
ses teli,
vocal cord,
vocal fold,
voice box
29 Nisan 2016
SES OLUŞUMU: ANATOMİ VE FİZYOLOJİ

Ses oluşumu, anatomi ve fizyolojisi, hastalıkları ve ilişkili diğer konular hakkındaki tüm sunumlarıma aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:
https://haldunoguz.wordpress.com/sunumlar-ders-notlari/
Prof.Dr. Hâldun OĞUZ
dr@haldunoguz.com
+90 531 431 06 94
10 Eylül 2015
Tiroidektomi sonrası tek taraflı ses teli felci hastalarında enjeksiyon laringoplasti ile erken ses rehabilitasyonu
Ses kıvrımı paralizisi (ses teli felci), tiroid cerrahisi sonrası en can sıkıcı komplikasyonlardan biridir. İki taraflı olduğunuda solunum problemlerine, tek taraflı olduğunda ise ses kısıklığı ve aspirasyona yol açabilir. Ses kıvrımı paralizisi oluştuğundan izlenebilecek yollar, paralizinin iyileşebileceği ümidiyle beklemek, reinnervasyon cerrahisi, laringeal çatı cerrahisi ve enjeksiyon laringoplastidir. bu seçenekler arasında enjeksiyon laringoplasti, düşük maliyeti, düşük morbidite oranı ve açık cerrahinin önlenebilmesi gibi avantajları nedeniyle öne çıkmaktadır.
Enjeksiyon laringoplasti için geçici ya da kalıcı maddeler kullanılabilir. geçici enjeksiyon ile açık cerrahi gerekliliğinin azaldığı ve ses kıvrımlarının aldığı son durumun istendiği gibi olması konusunda olumlu sonuçlar sağladığı bildirilmektedir. bu sayede optimal sinkinetik reinnervasyon sağlanabilmektedir.
Jang ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışma ile [Jang JY et al, Eur Arch Otorhinolaryngol, online yayın 16 Temmuz 2015] erken ve geç enjeksiyon yapılan hastaların ses bulguları karşılaştırılmıştır.
Hastalara izafi olarak uzun süreli etki gösteren ArteSense (%20 polimetilmetakrilat, %80 bovin kolajen %3,5 solüsyonu) enjekte edilmiştir. Tiroid cerrahisinin ilk 3 ayında enjeksiyon uygulanan gruba erken, 3 aydan sonra uygulanan gruba geç enjeksiyon grubu adı verilmiştir. Seul’de yapılan bu çalışmada erken grupta 24 geç grupta ise 31 olgu bulunmaktaydı. Erken grubun ortalama enjeksiyon süresi postoperatif 39 gün iken, geç grubunki 334 gün idi. her iki gruba da ortalama 0,6 ml materyal enjekte edilmişti. Tüm enjeksiyonlar perkütan şekilde lokal anestezi altında krikotiroid yolla yapılmıştı.
Hastaların objektif ve subjektif ses değerlendirmeleri enjeksiyondan önce ve 3 ay sonra yapıldı.
Erken grupta test edilen tüm parametrelerde (maksimum fonasyon süresi [MPT], jitter, shimmer, gürültü harmonik oranı [NHR], GRBAS değerlendirmesi ve ses handikap endeksi [SHE] 30) istatiksel anlamlı iyileşme görüldü. Geç grupta ise subjektif parametreler GRBAS ve SHE 30 ile MPT istatiksel anlamlı düzeyde düzelirken; jitter, shimmer ve NHR iyileşmesi sınırlı idi.
Erken grup ve geç grubun sonuçları karşılaştırıldığında ise jitter, shimmer ve solukluluk değerlerinin istatiksel olarak farklı olduğu görüldü.
Özet olarak, tiroidektomi sonrası oluşan ses kıvrımı paralizilerinin erken dönemde enjeksiyon ile tedavisi geç dönemde yapılanlara göre daha olumlu ses sonuçları sağlamaktadır.
Prof.Dr. Haldun OĞUZ
444 66 62
531 431 06 94
24 Temmuz 2015
Tinnitus (Kulak Çınlaması)
Tinnitus nedir?
Tinnitus en sık “kulak çınlaması” olarak ifade edilir.
Dışarıdan herhangi bir ses uyaranı olmadan kulakta hissedilen ses olarak
tanımlanabilir. Bireyin hissettiği ses şiddetli ya da hafif, tiz sesli ya da
pes sesli, tek ya da çift kulakta olabilir. Sesin özelliğine göre uğultu,
vınlama, gürültü, cızırtı, vızıltı olarak da hastalar tarafından tarif
edilebilir. Her üç ila on kişiden birinin hayatının belirli bir döneminde
tinnitustan yakındığı bilinmektedir.
Tinnitus nedenleri nelerdir?
Tinnitus başlı başına bir hastalık değil, birçok değişik
neden tarafından oluşturulabilen bir belirtidir. İşitme sisteminin herhangi bir
yerindeki bir sorunun göstergesi olabilir. İşitme sisteminin bölümleri dış,
orta ve iç kulak; işitme siniri, beyin sapı ve beyin olarak tanımlanabilir.
Nedeni dış kulak kanalında koyulaşmış kulak salgısı (kulak kiri, buşon) gibi
basit, ya da işitme sinirinin tümörleri gibi karmaşık olabilir. Bazı klinik
durumlarda kulak çınlaması sıklıkla görülür. Bunlar arasında işitme kayıpları,
kulak - burun – geniz - sinüs hastalıkları, kalp damar hastalıkları, iç kulak
ve beyin tümörleri, tiroid bezi hastalıkları, Meniere gibi denge hastalıkları
sayılabilir.
Bazı bireyler işitme kayıpları olduğunu ilk olarak kulak
çınlamaları ile fark edebilir. İşitme kayıplarının daha sık görüldüğü
yaşlılarda tinnitus görülme sıklığı da daha fazladır. Birçok ilacın gerek iç
kulak üzerine olan etkileri, gerekse kalp damar sistemine olarak etkilerine
ikincil olarak kulak çınlaması yaptığı bilinmektedir. Yaşlılarda ilaç kulanım oranları
da daha fazla olduğundan, bu durum da tinnitus sıklığını arttırmaktadır.
Belirli bir seviyenin üzerinde gürültüye uzun süre maruz
kalınması (gürültülü işyerlerinde uzun süre çalışma gibi) ya da çok yüksek sese
bir seferde aniden maruz kalınması (silah atılması ya da patlama gibi) işitme
kaybına yol açabilir. Bu durumun nedeni gürültünün iç kulaktaki duyu
hücrelerine zarar vermesidir. Gürültüye bağlı işitme kaybı olan bireylerde
tinnitus sık görülen bir belirtidir.
Bireylerin sadece kendisinin fark ettiği tinnitusun yanı
sıra, nadir hastalarda bireyin hissettiği ses başkaları tarafından da
duyulabilir. Bu duruma objektif tinnitus adı verilir. Nedenleri genellikle kas
ya da damar hastalıkları ile ilişkilidir.
Her ne kadar yukarıda sadece birkaç örneğini anlattığımız
onlarca değişik tinnitus nedeni olsa da, çoğu hastada tinnitusa yol açan bir
neden bulunamaz. Tinnitusun şiddeti, süresi, tizliği ya da pesliğine göre ciddi
bir hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda herhangi bir fikir elde
edilemez. Tinnitus nadiren yaşamı tehdit eden bir nedenden kaynaklanır.
Tinnitus bireylerin yaşam kalitesini azaltabilir. Çok fazla
önemsenmesi bireyde tükenmişliğe, depresyona, kaygıya ve panik atağa yol
açabilir. Tinnitusu olan bazı bireyler işitmede, yaptıkları işe konsantre
olmada ve uyumada güçlük çekebilir.
Kulak çınlaması olan bir birey ne yapmalıdır?
Kulak çınlaması olan bir bireyin öncelikle bir Kulak Burun
Boğaz Hastalıkları uzmanına muayene olması uygun olacaktır. Bu sayede kulak
kiri, dış kulak yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı, kulak zarının delik
olması gibi sadece muayene ile kolaylıkla tanısı koyulabilecek bazı tinnitus
nedenlerinin bulunup bulunmadığı ivedilikle tespit edilmiş olur. Doktorunuzun
size soracağı genel sağlığınız, kullandığınız ilaçlar ve alışkanlıklarınız ile
ilgili sorular da birçok tinnitus nedeni hakkında fikir verici olacaktır. Tam
bir kulak burun boğaz ve baş boyun muayenesinin yapılması ile burun, geniz,
sinüsler, ağız, yutak, gırtlak bölgesinden kaynaklanabilecek olası nedenlerin
tamamı gözden geçirilebilir. Muayenenin ardından ihtiyaç duyulması halinde
yapılabilecek işitme ile ilgili testler de tinnitusun nedeni hakkında yol
gösterici olacaktır.
Kulak çınlaması tedavi edilebilir mi?
Yukarıda da belirttiğimiz gibi tinnitus tek başına bir
hastalık değildir. Birçok değişik nedenden oluşabilen bir ortak belirtidir. Belirli
bir neden tespit edilebilirse, bu nedenin tedavisi (dış kulak yolu iltihabında
yapılacak ilaçla tedavi ya da kronik orta kulak iltihabında yapılacak cerrahi
tedavi gibi) tinnitus için de tedavi edici olacaktır. Herhangi bir tinnitus
nedeni bulunmayan bireylerde aşağıdaki yöntemlerin yalnız başına ya da birden
fazla yöntemin birlikte kullanımı ile birçok birey kulak çınlamaları ile daha
iyi baş edebilmektedir.
İlaçlar: İç kulağın kanlanmasını arttıran, kas spazmlarını
azaltan, bireyin belirli bir sorun üzerine algısını değiştiren, kaygı ve
depresyonu azaltmaya yarayan çok değişik gruplardan ilaçların doğru doz ve
sürede kullanımı tinnitus ile baş etmede faydalı olabilmektedir.
İşitme cihazları: İşitme kaybı ile birlikte olan kulak
çınlamalarının tedavisinde önemli fayda sağlarlar.
Kulaklıkla kullanılan ses kaynakları: Tinnitus sesini
baskılayan ya da değiştiren bazı seslerin kulaklıkla dinlenmesi kulak çınlamasının
rahatlamasını sağlayabilmektedir.
Uzaktan dinlenebilen ses kaynakları: Değişik sesler ya da
ses üreten cihazlar veya programlar tinnitus sesini baskılama ya da daha kolay
kabullenmeyi sağlayabilir. Bu sayede rahatlama ve daha kolay uykuya dalma sağlanabilir.
Bu yaklaşımlar tinnitus için kullanılan temel yöntemler
olmakla birlikte bitkisel tedaviler, manyetik dalga uygulaması, lazer
uygulaması, biyogeribildirim, tinnitus sesinin eşleştirilmesi ve adaptasyonu,
yaşam şekli değişiklikleri gibi çok değişik yöntemler de tinnitus tedavisinde
alternatif olarak kullanılabilir.
03 Mayıs 2015
Orta Kulak Enfeksiyonu Olan Çocuklarda Geniz Eti ve Biyofilm Oluşturan Bakteriler
Bakteriyal biyofilmlerin akut ve kronik orta kulak enfeksiyonları da dahil üst solunum yolu hastalıklarında önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu durum antibiyotik direnci ve tekrarlayan enfeksiyonlara yatkınlık yaratmaktadır. Kronik ya da tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları olan çocuklarda nazofarinksin dirençli bakteriyal biyofilmler için bir rezervuar görevi gördüğü bilinmektedir. Daha önceki çalışmalar, tekrarlayan akut otitis media (AOM) geçiren çocuklarda normallere göre daha fazla nazofarinkste biyofilm oluşturan otopatojen bulunduğunu ortaya koymuştur. Eskiden efüzyonlu otitis media (EOM), steril bir inflamasyon olarak düşünülürdü. Ancak, bakteriyal biyofilmler uzun süreli efüzyonlu otitis mediası bulunan çocuklarda orta kulak mukozasında da gösterilmiştir.
Elektron mikroskopik çalışmalar, tekrarlayan akut otitis medialı çocuklarda biyofilmlerin adenoid (geniz eti) üzerindeki mukozanın neredeyse tamamını kapladığını göstermektedir. Hipertrofiye uğrayan adenoidler Eustachi tüpü (ET) ostiumunda kronik tıkanıklık yaratarak orta kulak ventilasyonunun bozar, ET ve orta kulağa bakterilerin periyodik olarak yayılmasına yol açar.
Torretta ve arkadaşlarının yaptığı çalışmaya göre bir yıl süre ile ameliyat edilen 45 çocuk hastadan birisi nazofarinks çatısı (NC), ikisi ET ostiumlarından olmak üzere 3’er adet toplam 135 adenoid biyopsisi alınmıştır. Hastaların yaşları 4 ile 13 arasında değişmektedir ve medyan yaş 7’dir. Hastaların ameliyat endikasyonu tekrarlayan AOM veya persistan EOM’ye neden olan kronik adenoidittir. Kronik adenoidit tanısı adenoid hipertrofisinin yanı sıra devam eden nazofaringeal inflamasyon veya enfeksiyon [6 ay içerisinde antibiyotik tedavisi gerektiren 3 ya da 12 ay içerisinde antibiyotik tedavisi gerektiren 4 adenoidit atağı], akut inflamasyon bulgusu olmaksızın adenoid yüzeyini kaplayan persistan mukus sekresyonunun ve/veya persistan orta kulak efüzyonunun 3 aydır bulunması, ve/veya tekrarlayan AOM [6 ay içerisinde 3 ya da 12 ay içerisinde 4 adenoidit atak] ile koyulmaktadır. ET ve NC örneklerinde en çok üretilen bakteri Staphylococcus aureus iken her iki örnekte de Moraxella catarrhalis ve Streptococcus peneumonia ile takip edilmektedir. Oransal olarak Staphylococcus aureus NC’de daha çok üretilirken, Moraxella catarrhalis ve Streptococcus peneumonia ET’de daha fazla üretilmiştir. Ancak, bu farklar istatiksel olarak anlamlı düzeyde değildir.
ET örneklerinde (%72), NC’na (%53) göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla biyofilm üreten bakteri üremiştir. Her iki bölgeden elde edilen bakterilerin çoğunluğunun biofilm üretme kapasitesi zayıf olan gruptan olduğu belirlenmiştir (ET için %59, NC için %58). Polimikrobial biofilmlerin ET bölgesinde (%19) NC’ye (%8) göre daha fazla olduğu görülmüştür.
Bu çalışma, adenoid alt bölgeleri arasında bakterilerin dağılımı ve tespit edilen bakterilerin biyofilm üretme kapasiteleri hakkındaki ilk çalışmadır. Biyofilm oluşturan bakterilerin tam eradikasyonu için adenoidlerin tam olarak çıkarılması gerekmektedir. Bu nedenle kör cerrahi teknik yerine doğrudan intraoperatif görüntüleme tercih edilerek ET ağzına yakın bölgelerdeki adenoid dokusu da temizlenmelidir.
Torretta, SaraDrago, LorenzoMarchisio, PaolaGaffuri, MicheleAlessandro Clemente, IgnazioPignataro, Lorenzo. "Topographic Distribution of Biofilm-Producing Bacteria in Adenoid Subsites of Children With Chronic or Recurrent Middle Ear Infections." Annals Of Otology, Rhinology & Laryngology 122, no. 2 (February 2013): 109-113.
Etiketler:
adenoid,
adenoidektomi,
antibiyotik,
bakteri,
biofilm,
biyofilm,
child,
childhood,
çocuk,
ear,
ear nose throat,
efüzyonlu otit,
geniz eti,
geniz eti ameliyatı,
kulak burun boğaz,
orta kulak iltihabı
12 Ocak 2015
Ses Hastalıkları
Modern yaşamla birlikte iletişimin öneminin her geçen gün arttığının
farkındayız. Farklı birçok yöntemle iletişim kurabilsek de, en önemli iletişim
aracımızın hala sesimiz olduğunu vurgulamamız gerekiyor.
İster bir çocuk ya da genç birey, istersek de aktif çalışma hayatında
olan bir erişkin olalım, sesimize olan ihtiyacımız yaşamımızın hiçbir döneminde
azalmıyor. İhtiyaçlarımızı, isteklerimizi, duygu ve düşüncelerimizi
karşımızdakilere aktarırken sesimizi etkin olarak kullanma ihtiyacı duyuyoruz.
Bazı mesleklerde çalışan insanlar ise sesleri olmasa, işlerinin önemli bir
kısmını istedikleri gibi yapmaktan mahrum oluyorlar. “Ses profesyoneli” olarak
adlandırılan bu grup aslında tahmin edilenden çok daha fazla mesleği içerisinde
barındırıyor. Aklımıza ilk gelenlerden itibaren sıralayacak olursak
öğretmenler, avukatlar, doktorlar, ses ve sahne sanatçıları, iletişim merkezi (call-center) çalışanları, banka
çalışanları, öğretim üyeleri, tezgahtarlar, televizyon ve radyo programcıları,
din görevlileri, pazarlamacılar ve daha birçok meslek bu gruba dahil
edilebilir.
Ses rahatsızlıkları nasıl
önlenebilir?
Ses rahatsızlıkları, bireyin ses ihtiyaçlarına özel olarak hazırlanan
ses hijyeni ve ses terapisi programları sayesinde oluşmadan önlenebilir.
Herhangi bir ses rahatsızlığı bulunduğunda uygulanacak hijyen ve terapi
yöntemleri ise tedavinin daha erken ve daha başarılı olarak sonuçlanmasına
önemli katkıda bulunacaktır.
Ses rahatsızlığı, ses
bozukluğu, ses hastalığı, ses kısıklığının nedeni nedir?
Vücudumuzun diğer organlarında olduğu gibi birçok değişik neden benzer
belirtilere yol açabilir. Örneğin kısa süreli bir soğuk algınlığı, alerji ya da
reflü gibi daha kolay yönetilebilecek nedenlerin ya da ses kıvrımı (ses teli)
felci ya da ses kıvrımı kanseri gibi ciddi sorunların ilk belirtisi ses
kısıklığı olabilir.
Ses hastalıklarına doğru tanı
nasıl koyulur?
Ses hastalıklarında doğru tanıya, nesnel (subjektif) ve öznel
(objektif) yaklaşımların birlikte kullanılması ile ulaşılabilir. Bireyin
sesinin durumu hem kendisinin hem de ilgili klinisyenin algısına göre
değerlendirilir. Gerekli hallerde standardize edilmiş ses kayıtları alınır, bu
kayıtlar üzerinden akustik analiz adı verilen yöntemle karşılaştırılabilir
rakamsal veriler elde edilir. Hastanın tam bir kulak, burun, boğaz ve baş boyun
muayenesinin yanı sıra gerekli hallerde tüm vücut muayenesi yapılır. Ses
kıvrımlarının ve ilgili diğer yapıların görüntülenmesi için gerek rijid (sert)
gerekse fleksibl (eğilip bükülebilen) teleskoplar kullanılabilir. Ses
kıvrımları, ses çıkarma sırasında erişkin erkeklerde saniyede ortalama 100-140
kez, kadınlarda 200-240 kez titreştiği için bu yapıları görebilmek için özel
aletlere ihtiyaç duyulur. Bunu sağlayan ışık teknolojisine stroboskopi adı
verilir. Stroboskopik ışık kaynağı altında yapılan ses muayenesi
(videolaringostroboskopi), tanı için altın standarttır. Bu sayede, basit
muayene yöntemleri ile elde edilemeyen birçok bilgiye ulaşılabilir ve doğru
tanı koyulabilir.
Ses hastalıklarına en sık yol
açan hastalıklar nelerdir?
Ses hastalıkları organik ve fonksiyonel nedenler olarak iki ana grupta
sınıflanabilir. Organik nedenler, ses kıvrımlarında nodül, polip, kist, oluk
(sulkus), beyaz ve kırmızı lekelenmeler, granulom, reflü, felç ve kanser gibi bazı örneklerini sıralayabileceğimiz rahatsızlıklardır.
Fonksiyonel nedenler ise ses kıvrımları ve kulak burun boğaz muayenesinde
görsel bir sorun saptanmayan ancak bireyin ilgili yapılarını kullanması ile
ilgili sorun belirlenen durumları ifade eder.
Ses hastalıkları nasıl tedavi
edilir?
Ses hastalıklarında tedavi, rahatsızlığa yol açan nedene göre belirlenir.
Ses terapisi, tıbbi (ilaçla) tedavisi ve cerrahi tedavi, üç ana tedavi
yöntemidir.
Ses Terapisi Nedir?
Ses terapisi, ses problemlerinin tamamında kullanılabilecek bir tedavi
yöntemidir. Bazı ses rahatsızlıklarında tek tedavi yöntemi olarak kullanılır
iken, bazılarında ise tıbbi veya cerrahi tedavinin öncesi ve sonrasında destekleyici olarak kullanılabilir. Çok faydalı
olmasına rağmen, hiçbir ses patolojisi için özgün bir ses terapisi yöntemi
yoktur. Aksine, her hasta için seçilen ses terapisi yöntemi, yoğunluğu ve
süresi, hastanın ihtiyaçlarına göre birbirinden farklı olmalıdır. İdeal olarak
ses terapisine başlamadan önce hastanın ses probleminin nedeni belirlenmelidir.
Bu amaçla objektif ses analizinin yapılması ve ses tellerinin
videolaringostroboskopi ile değerlendirilmesi gereklidir.
Elde edilen bulgular hasta ve ses
terapisinde aktif rol oynayacak ekip ile ve eğer hasta bir ses profesyoneli ise
sesi ile ilgilenen diğer kişilerle birlikte değerlendirilmeli ve terapi
amaçları belirlenmelidir.
Son yıllarda larinks (gırtlak, hançere)
hakkındaki bilgilerde görülen ani artış, ses ve ses rahatsızlıklarının
fizyolojisi, bozuklukları ve tedavisine olan ilgiyi de arttırmıştır. Bu sayede
sesin objektif değerlendirmesi ve ses tellerinin görüntülenmesi konularında
önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Böylece, çok daha hızlı ve doğru tanılar
elde edilmekte ve tedavi sürecine bir an önce geçilebilmektedir. Her geçen gün,
hem ses rahatsızlıkları ile uğraşan sağlık profesyonellerinin, hem de sesi ile
hayatını kazanan ses profesyonellerinin zaman kısıtlılıkları da arttığından,
günümüzdeki ses terapi protokolleri yaklaşık 6-10 seans olarak planlanmaktadır.
Her ses terapisi yönteminin amaçları farklı olmakla beraber, tüm ses terapi
teknikleri için evrensel olan bazı genel hedefler de mevcuttur. Bunlar gerek
cerrahi öncesi ya da cerrahi sonrası için verilen ses terapileri, gerekse tek
tedavi olarak kullanılacak ses terapisi için önem arz eder:
1. Hasta eğitimi: Hasta eğitimi, tüm tedavi protokolleri
için birinci basamaktır. Her hasta, sesin nasıl oluştuğunu ve kendilerindeki
problemin sesinde nasıl bir sıkıntıya yol açtığını anlamalıdır. Hasta ses
terapisinin mantığını, kullanılacak tekniği ve tedavinin amaçlarını
anlamalıdır. Tedavi yaklaşımı hastanın aklına yatmıyorsa, ya da terapiyi
uygulayacak kişi kararlı değil veya yeterli açıklama yapmıyorsa, hastanın
tedavi programına uyum göstermesi güç olacaktır.
2. Ses hijyeni: Her hasta için uygulanması gereken ses
hijyeni kurallarının yanı sıra, her hasta için özgün olarak dikkat edilmesi,
buna uygun olarak yapılması/yapılmaması gereken konular belirlenmelidir.
Örneğin tüm ses kullanıcıları için yeterli sıvı alımı, gerekirse bulunulan
ortamın nemlendirilmesi önemlidir. Kişisel ses kullanım alışkanlıkları hakkında
bilgi sahibi olunması, genellikle sesin yoğun olarak kullanıldığı ortam ve
ortamdaki gürültü özelliklerinin bilinmesi, ve diğer çevresel faktörlerin
irdelenmesi daha sağlıklı ses alışkanlıklarının kazanılmasını sağlayacaktır.
Sigara kullanılmaması, genel stresin azaltılması, kullanılan ilaçlar ve
bunların vücut sıvıları üzerine etkisinin bilinmesi de önemli gerekliliklerdir.
3. Aşırı ses kullanma davranışının
düzeltilmesi: Ses
kısıklığı olan bireylerin daha alçak sesle konuşmasının sağlanması, yüksek
sesle konuşmanın önlenmesi, alışkanlık haline gelmiş veya sık tekrarlanan boğaz
temizleme hareketinin önlenmesi önemlidir. Sesin gün içerisinde toplam
kullanımı azaltılmalıdır. Yüksek sesle gülmek, ağlamak ve öksürmek de sese
zarar veren davranışlardır. Tüm bu kurallar, nörolojik nedenlere bağlı ya da
hipofonksiyonel ses kısıklığı olan hastalar dışında ses problemi olan bireyler
için kullanılabilir.
4. Üzerinde anlaşılan amaçlar ve
beklentiler: Ses
problemi olan birey ve ses terapisini verecek kişi, sesle ilgili bir problem
olduğu, bununla ilgili bir şeyler yapılması gerektiği, izlenecek yol ve
amaçlanan hedefler konusunda fikir birliği içerisinde olmalıdır.
5. Hastanın sesindeki değişiklileri fark
edebiliyor olması: Eğer
hasta, sesinde ses terapisi ile oluşan değişiklikleri fark edemiyor ya da
hissedemiyor ise, ses terapisi fayda sağlayamaz. Bu durum ses
profesyonellerinde sık rastlamadığımız, ancak özellikle yaşlı popülasyonda ve
nörolojik problemli bireylerde çok karşılaştığımız bir durumdur.
Ses hastalığının
sadece ses terapisi ile tedavi edilebilmesi mümkün müdür?
Evet, bazı ses hastalıkları sadece ses terapisi
yöntemleri ile tedavi edilebilir. Bunlar arasında fonksiyonel ses bozuklukları,
nörolojik ve psikiyatrik bazı hastalıklara bağlı ses problemleri ve çoğu ses
kıvrımı nodülleri örnek olarak belirtilebilir.
Ses hastalıklarının
tedavisinde cerrahi yöntemler başarılı mıdır?
Evet, birçok ses hastalığının tedavisinde cerrahi
yöntemler %100’e varan oranlarda başarılı olabilir. Bunlar arasında ses kıvrımı
polipleri, ses kıvrımı kistleri, granülom, papillom ve kanser gibi çok değişik
nedenler sayılabilir.
Ses hastalıkları
tedavisinde medikal/tıbbi/ilaçla tedavinin rolü nedir?
Başta larenjitler (ses kıvrımları ve gırtlağın değişik
bölgelerinin enfeksiyon ve iltihapları) ve reflü (mide içeriğinin ses
kıvrımları düzeyine geri akışı) olmak üzere pek çok değişik ses hastalığında
ilaç tedavisi ile başarılı sonuçlar almak mümkündür.
Ses hastalığı ya da sesi ile
ilgili sorunun olan bir kişi kime başvurmalıdır?
Sağlıklı bir ses dileklerimle.
Prof.Dr. Haldun OĞUZ
0 531 431 06 94
04 Ocak 2015
Ses Teli Nodülleri
Ses Teli Nodülleri, ses tellerinin birbiri ile temas ettiği serbest
yüzeyde oluşan, iyi huylu (yani kanserle ilişkisi olmayan) büyümelerdir. Ses
tellerinin yanlış ya da kötü kullanımına bağlı olarak oluşurlar. Kaba bir
benzetme ile tıpkı elimizde ya da ayağımızda oluşan nasırlara benzetilebilir.
Sesini profesyonel olarak kullanan bireylerde toplumun diğer kesimine göre çok
daha sık olarak görülür.
Ses teli nodülünün
belirtileri genellikle ses kısıklığı, seste değişiklik, senin çatallı çıkması
ve seste kabalaşmadır. Profesyonel ses kullanıcısı sesinin daha alçak perdeden
çıktığını ya da sesinin normalden daha soluklu, hışırtılı olduğunu ifade
edebilir. Bireyler seslerinde oluşan değişikliğin yanı sıra, artan ses
kullanımı ile birlikte boyun çevresindeki kaslarda ağrı, konuşma hatta yutkunma
güçlüğünden yakınabilirler.
Nodüller,
vücudumuzun en çok travmaya maruz kalan bölgesi olan ses tellerinde tekrarlayan
basınçlı travmaya bağlı oluşur. Konuşma sırasında sıradan bir erkeğin ses
tellerinin saniyede ortalama 120 kez ve bir kadının ses tellerinin 200 kez
birbirine çarptığını hatırlayınız!
Sesini profesyonel olarak kullanmayan bireylerde 2
haftadan fazla süren ses kısıklığı durumunda mutlaka bir ses hekimine başvurmak
gereklidir. Profesyonel bir ses
kullanıcısının ise genellikle bu kadar bekleyebilecek lüksü olmamaktadır. Ses
hekiminiz şikayetlerinizi dinleyip, ses sağlığınız ve genel tıbbi geçmişiniz
hakkında yeterli bilgiye sahip olduktan sonra profesyonel ses beklentilerinizi
de detaylı bir şekilde bilmek isteyecektir. Profesyonel ses dediğimizde tanı ve
tedavisi için uğraştığımız bireyin illa ki bir ses sanatçısı olması
gerekmemektedir. Aslında çoğu meslek grubu gün içerinde kendilerini ve işlerini
sesleri ile ifade ederler. Bunlar arasında öğretmenler, avukatlar, çağrı
merkezi çalışanları, banka, belediye, postane birimleri gibi müşterilerine hizmet
için sesine ihtiyaç duyanlar, tezgahtarlar, esnaflar, din görevlileri ve daha
birçok meslek grubu sayılabilir.
Sesiniz ve
ses tellerinin detaylı muayenesi ile (ki bunun için ideal ikili
laringovideostroboskopi ve objektif ses analizidir) ses teli nodülü tanısı
konması ve nedeninin belirlenmesi mümkün olur.
Nodül
tedavisinde iki ana yöntem, ses terapisi ve cerrahidir.
Sesin kötü
ya da yanlış kullanımına bağlı bir ses problemi olan nodülü tedavi etmenin
ideal yolu, sesin bu şekilde kullanımına devam edilmemesidir. Sesi doğru
kullanacak şekilde alışkanlıklar edinilmesi ve ses tellerine aşırı basınç
uygulanmasını engelleyecek doğru vokal tekniğin kullanımı, hem nodüllerin
küçülmesini hatta yok olmasını sağlayacak, hem de tekrar oluşma riskini ortadan
kaldıracaktır. Sesin doğru kullanılmasını öğreten ana yöntem ses terapisidir.
Bazı
nodüller ise ses terapisi de dahil tedavilere fazlasıyla dirençlidir. Uygun ses
tekniği, sımsıkı takip edilen ses hijyeni kuralları ve hatta ses terapisine
rağmen düzelmeyen nodüller, fonomikrocerrahi adını verdiğimiz, genel anestezi
altında mikroskop aracılığı ile yaptığımız ameliyatlar ile tedavi edilmektedir.
Prof.Dr. Haldun OGUZ
444 44 50
0 312 213 13 20
Etiketler:
cerrahi,
disfoni,
dysphonia,
larinks,
laryngopharynx,
mikrocerrahi,
ses,
SES HASTALIKLARI,
ses kıvrımı,
ses teli,
ses terapisi,
şarkı,
şarkıcı,
tümör,
vocal fold,
voice,
voice box,
yutma
22 Mayıs 2014
İşitme Kayıpları
İşitme Kayıpları konusunda hazırladığım güncel notlara aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Saygılarımla.
Prof.Dr. Haldun OĞUZ
06 Mayıs 2014
Enjeksiyon Laringoplasti: Tirohyoid Teknik
Krikotiroid ve tirohyoid yaklaşımların karşılaştırılması
Woo ve arkadaşlarının çalışmalarında belirttiklerine göre
krikotiroid (CT) yöntemin benimsenme nedeni iğnede daha az ölü boşluk kalması
ve enjeksiyon bölgesinden kaçak olmamasıdır. Ancak, iğne ucunun yöneliminin
vokal folda paralel değil oblik olduğu ifade edilmektedir. Tirohyoid (TH)
yaklaşımın iğnenin derinliğinin saptanması ve yerleşiminin kontrolü için daha
uygun olduğu ifade edilmektedir.
64 olguyu içeren seride CT ya da TH enjeksiyonlar 25 gauge,
11 cm uzunlukta iğneler ile yapılmıştır. TH uygulama sonuçlarının objektif ve
subjektif verilere göre istatiksel olarak daha iyi olduğu, tekniğin de
kendilerince daha uygun olduğu ifade edilmektedir. Komplikasyon olarak TH
grupta iki olguda enjeksiyon noktasında kanama, CT grupta ise bir olguda
augmente edilen vokal folda hematom oluştuğu bildirilmektedir. Her iki grupta
da majör bir komplikasyon görülmemiştir.
Yazarlar eğimli iğneyi düz iğneye göre daha güvenli
bulduklarını, eğdikleri iğneyi tiroid çentiğe yerleştirerek çalıştıklarını,
bunun da hastanın yutkunması sırasında güvenlik sağladığını ifade etmektedir.
Makaleye
ulaşmak için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz:
Prof.Dr. Haldun OĞUZ
05 Mayıs 2014
Enjeksiyon Laringoplasti: Krikotiroid Teknik
Oturur pozisyonda krikotiroid boşluk yoluyla transkutanöz
enjeksiyon laringoplasti tekniği: anatomik bilgiler ve teknik
Transnazal fiberoptik laringoskopi yardımıyla krikotiroid
boşluk yoluyla transkutanöz enjeksiyon laringoplasti, oturur ya da semi-Fowler
pozisyonda yapılabilir. Diğer enjeksiyon laringoplasti alternatiflerine göre
nispeten daha ağrısızdır, daha kolay tolere edilir, iğnenin ulaştığı noktadan
daha az boşa akıntıya neden olur.
Jin ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada 14 tek taraflı
vokal fold paralizili olgunun tomografi görüntüleri üzerinde çalışılarak
uygulamaya kolaylık sağlayacak uzaklıklar ve açılar hesaplanmıştır. İğne giriş
noktası olarak tiroid kartilaj alt sınırında orta hattın 7 mm laterali, iğnenin
hedefi olarak ise vokal fold posterior 1/3’ü alınmıştır. Enjeksiyonlar rutin
uygulamada genelde orta hattın 7-10 mm lateralinden yapılmaktadır.
Enjeksiyon için 26 G – 1,5 inch boyutlarında iğne
kullanılmıştır. İğnelerin ucundan 2 cm.lik uzunluk açılandırılmıştır.
Enjeksiyon, trakea içerisine intraluminal penetrasyon olmaksızın, doğrudan
paraglottik boşluğa yapılmaktadır. Video görüntüde iğne ucunun doğru pozisyonda
olduğu anlaşıldığında madde yavaşça enjekte edilmektedir. Giriş noktası ile
hedef nokta arasındaki ortalama uzaklık erkeklerde 15,75 mm, kadınlarda 13,91
mm olarak bulunmuştur. Horizontal planla enjeksiyon yönü arasında oluşan açı erkek
ve kadınlarda yaklaşık 47,50 olarak belirlenmiştir. Vertikal planda
hedef nokta ile giriş arasında oluşan horizontal açı erkelerde 10,50,
kadınlarda 12,70 olarak bulunmuştur. Enjekte edilen miktar
erkeklerde 0,61 ml, kadınlarda 0,54 ml olmuştur. Yazarlar, oturur pozisyonu
semi-Fowler pozisyona tercih etmektedir.
Makaleye
ulaşmak için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz:
Prof.Dr. Haldun OĞUZ
01 Mayıs 2014
Yutma Güçlüğü Nedenlerinden Biri: Osteofit
Anterior servikal osteofitler, servikal omurganın
dejenerasyonuna veya DISH’e (diffuse idiopatihc skeletal hyperostosis –
Forestier hastalığı) bağlı oluşabilir. DISH hastalığında en az dört ardışık
omurganın anterolateral bölgesinde ossifikasyon görülür. Oluşan osteofitler
büyükse hastalarda disfaji (yutma güçlüğü) ya da dispne (solunum sıkıntısı)
görülebilir. Boyun ağrısı ve boyunda hareket kısıtlılıkları da oluşabilir. Ses
kısıklığı ve boğazda yabancı cisim hissi oluşabilecek diğer belirtilerdir. 40
yaşın üzerindeki bireylerin ortalama %3’ünde DISH olduğu ve bu hastaların
ortalama %3’ünde yutma güçlüğü gelişebileceği tahmin edilmektedir.
DISH’e neden olan faktörler tam olarak bilinmemektedir.
Aşırı mekanik stres, hiperlipidemi, insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü-1’in
potansiyel nedenler olduğu bildirilmektedir.
Servikal osteofitlere ikincil yutma güçlüğü tedavisinde öncelik
konservatif yöntemlerdedir: diyet modifikasyonları, yutma terapileri, steroid
olmayan antiinflamatuvar ilaçlar, gibi. Bu tedavilerden fayda görmeyen
hastalara cerrahi tedavi uygulanır.
Hwang, Chough ve Joo’nun konu hakkındaki makalesine aşağıdaki
bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
doi:
10.14245/kjs.2013.10.3.200
26 Mart 2014
Burun ve Sinüslerin Ağrı Duyarlılığı ve Yansıyan Ağrı
Burun içerisindeki yapılar ve paranazal sinüslerin ağrı uyarısına duyarlılığı konusunda Clerico tarafından yapılan bir çalışma, American Journal of Otolaryngology–Head and Neck Medicine and Surgery dergisinde yayınlanmak üzere kabul edildi. Çalışmada elektrik ve mekanik uyaranlara cevabın farkı ile uyarının yeri ile varsa yansıyan (refere) ağrının yeri belirlenmeye çalışıldı. Çalışma, bu şekilde kurgulanarak gönüllü bireyler üzerinde yapılan literatürdeki üçüncü çalışma olma özelliğini taşıyor.
Makalenin tam metni: doi: 10.1016/j.amjoto.2014.02.009
Anabilim Dalımız eğitim saati için hazırladığım özeti: Clerico Pain 2014 AJOHNMS
22 Ocak 2014
Koanal atrezi tedavisi
Konjenital koanal atrezi çocukluk çağında hava yolu tıkanıklığına yol açan nedenlerden birisidir. Yaklaşık 5000 doğumda bir görülen bu problemin cerrahi tedavisi sırasında stent uygulamaları ve mitomisin kullanımı gündeme gelmektedir. Bu konu hakkında ABD’den Carter ve arkadaşları tarafından yapılan ve International Journal of Pediatric Otolaryngology dergisinde yayınlanan bir makale hakkında anabilim dalımız eğitim saatinde sunulmak üzere hazırladığım dosyaya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Koanal atrezi tedavisinde stentler ve mitomisin uygulamasının etkinliği – IJPORL 2014
08 Ocak 2014
Yutma sıklığı - Yaşlılıkta görülen değişiklikler
Genç bir erişkinin günlük yutma frekansı ne kadardır? Yaşlılıkta bu durum nasıl değişir? Yatağa bağımlı olan veya fiziksel kısıtlıklıkları olan yaşlılarda farklılıklar nelerdir? Bunlar ve benzeri soruları cevaplamaya yönelik Tanaka ve arkadaşlarının yaptığı, klinik akademik saatinde sunulmak üzere hazırladığım bir çalışmanın özetine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Etiketler:
bedridden,
elderly,
erişkin,
frekans,
frequency,
old,
quality of life,
swallowing,
yaşam kalitesi,
yaşlı,
yatağa bağımlı,
yutma
04 Ocak 2014
Efüzyonlu (Seröz) Otitis Media
ÇOCUKLUK ÇAĞININ EN SIK KULAK HASTALIĞI: EFÜZYONLU
OTİTİS MEDİA
ORTA KULAĞIN YAPISI
Kulak zarı dış kulak yolunun sonunda perde şeklinde
yerleşmiştir. Zarın arka kısmı orta kulak boşluğuyla komşudur. Zara çarpan ses
dalgaları zarla bağlantılı olan çekiç kemiğini, daha sonra sırasıyla örs ve
özengi kemiğini titreştirerek iç kulağa ulaşır. Orta kulakta yer alan ve
birbiriyle bağlantılı olan bu çekiç, örs ve özengi kemikleri, kemikçik zinciri
olarak bilinir. Ses enerjisinin en ideal şekilde iç kulağa ulaşabilmesi sağlam
ve serbestçe titreşebilen bir kulak zarına ve kemikçik zincire ihtiyacı vardır.
Kulak zarı ve kemiçik zinciri sisteminin rahatça titreşebilmesi için kulak
zarının her iki tarafının eşit basınçta hava ile dolu olması gerekir. Kulak
zarının dış tarafı dış kulak yoluyla direkt atmosfere açık olup 1 atmosferlik
hava basıncının etkisi altındadır. Zarın arka kısmındaki orta kulak boşluğunun
havası ise genizden Eustachian borusu yoluyla gelir.
GENİZ TIKANIKLIĞI
Geniz bölgesi burun pasajının arka tarafında yumuşak damak
ve küçük dilin üst bölgesinde yer alır. Nefes alma sırasında burundan geçen
hava, genizden geçerek gırtlağa ulaşmaktadır. Sağlıklı bir çocuğun gelişimi
sırasında erken yaşlardan itibaren geniz bölgesinde adenoid dokusu (geniz eti)
büyümeye başlar. Geniz bölgesinde yer kaplayan bir kitle bulunursa burun
tıkanıklığı oluşur ve nefes almak için ağız yolu kullanılır. Geniz eti
nedeniyle Eustachian borusunda fonksiyon bozukluğu oluşursa orta kulağa hava
ulaştırılması aksar.
ORTA KULAKTA SIVI TOPLANMASI
Eustachian borusu çalışmazsa orta kulaktaki hava basıncı
düşer ve vakum etkisi oluşur. Diğer bir deyişle dış kulaktaki hava basıncı
göreceli olarak yüksek kalır, kulak zarı pozitif basıncın etkisiyle orta kulağa
doğru çökmeye başlar. Bu durun uzun sürerse, orta kulak örtüsünce salgı
üretilir. Sonuçta orta kulak boşluğu sıvı ile dolar ve kulak zarına iç taraftan
destek oluşur.
Eustachiaan borusu fonksiyon bozukluğu birkaç hafta içinde
düzelirse, salgılar genize boşalarak her şey normale döner. Ancak tıkanıklık
daha uzun sürerse salgılar gittikçe koyulaşarak tutkal kıvamına ulaşır, zarın
ve kemikçiklerin titreşmesine engel olup, orta derecede işitme kaybına neden
olur. Problem aylarca sürecek olursa, orta kulakta yapışıklıklara ve erişkin
hayata kadar uzanan kalıcı problemlere neden olabilir.
HASTALIĞIN MEDİKAL TEDAVİSİ
EOM’nin takibinde bazen ilaçsız dahi düzelme olabilmektedir.
Yeni saptanan bir olguda birkaç hafta içinde şikayetler düzelmiyorsa orta kulak
basıncı ölçülüp çeşitli ilaçlarla tedavi denenmelidir. Gerek hastanın hikayesi,
gerekse muayene ve tetkik sonuçları uzun süreli bir problem olduğunu
düşündürüyorsa, tedavi seçeneği fazla geç kalınmadan cerrahi olmalıdır.
HASTALIĞIN CERRAHİ TEDAVİSİ
Cerrahide kulak zarı delinip sıvı boşaltılır ve oluşturulan
delik hemen kapanmasın diye, orta kulağa hava taşınmasına yardımcı olmak üzere
tüp yerleştirilmesi gerekir. Patolojinin sebebi olarak geniz eti düşünülüyorsa,
geniz etinin de ameliyatla alınması
gerekir.
AMELİYAT SONRASI TAKİP
Kulak zarına tüp takılmasıyla zarın bütünlüğü bozulmuş olur.
Bu durumda dış kulak yoluna su kaçması halinde, suyun orta kulağa geçmesi
mümkündür ve orta kulakta irinli iltihaplara neden olabilir. Kulak tıkaçlarıyla
su kaçmasına engel olunmalı, havuza veya denize girilirken baş suya
sokulmamalıdır. Tüplerin 2-3 ayda bir kontrolüyle takibi gerekir. Vücudumuz
bünyesindeki bütün yabancı maddeleri attığı gibi, tüpleri de genellikle
atacaktır. Genizdeki Eustachian borusunun havalanmasına engel olan olay
düzelmeden tüpler atılırsa yeniden yerleştirilmesi gerekebilir. Geniz
tıkanıklığının uzun sürdüğü hastalarda, uzun süreli kalabilen özel tüpler
takılabilir. Genel olarak tüplerin 2 yıldan daha uzun süreyle kalmasına izin
verilmez. Uzun süreli kalan tüpler veya kendisi orta kulakta iltihaplara neden
olan tüpler KBB muayenesi sırasında alınabilir.
UNUTULMAMALI
-
EOM çocukluk çağının en sık hastalığıdır.
-
Genellikle sebep geniz etinin büyümesidir.
-
Bu hastalığın tedavisi mümkündür.
-
Geniz eti alınsa dahi çocuğun yaşına ve fizyolojisine
bağlı olarak yeniden büyüyecektir, fonksiyon bozukluğuna neden olursa yeniden
alınması gerekir.
-
Tüp takılan kulaklara su kaçırılmamalıdır.
-
Kulak tüplerinin takibi önemlidir.
Prof.Dr. Mustafa Asım Şafak tarafından hazırlanan bu yazının
www.haldunoguz.com sitesinde
yayınlanması için kendisinden özel olarak izin alınmıştır. Sayın Şafak’a
değerli katkısı için çok teşekkür ederiz.
Etiketler:
basınç,
ear,
effusion,
eustachi,
iltihap,
impedence,
inflammation,
otitis media,
östaki,
pocket,
pressure,
retraction,
retraksiyon,
serous,
seröz,
tube,
tüp,
tympanogram,
ventilasyon,
ventilation
03 Ocak 2014
BOĞAZ REFLÜSÜ (REFLÜ LARENJİT veya LARİNGOFARİNGEAL REFLÜ)
BOĞAZ REFLÜSÜ (REFLÜ LARENJİT –
LARİNGOFARİNGEAL REFLÜ) Nedir?
Mide, kendisine gelen yiyecekleri
sindirebilmek için asit salgılar. Yemek borusu ve midenin birleştiği bölgede
bir grup kas, bir kapakçık sistemi gibi davranarak asitli sıvının mide dışına çıkmasına
engel olmaya çalışır. Mide içerisinde asitli sıvının geriye yani yemek borusu
ve daha yukarısında yer alan boğaz, gırtlak bölgesine geri kaçışına “Boğaz
Reflüsü (Reflü Larenjit – Laringofaringeal Reflü)” adı verilir. Reflüye bağlı
oluşan şikayetler ya asidin doğrudan etkisine, ya da boğaz çevresindeki
dokuların aside verdiği cevaba bağlıdır.
BOĞAZ REFLÜSÜ (REFLÜ LARENJİT –
LARİNGOFARİNGEAL REFLÜ) olan hastalar hangi şikayetlerle doktora başvururlar?
En sık görülen şikayetler boğazda
takılma (birşey varmış, yutamıyormuş gibi olma) hissi, ses kısıklığı, yutma
sırasında ağrı, boğazda yanma, ağıza acı su gelmesi, göğüs ortasında ağrı,
yemek yedikten sonra öksürük, sık boğaz temizleme, hazımsızlık hissi olabilir.
Birçok farklı şikayet bu şikayetlere eklenebilir.
BOĞAZ REFLÜSÜ (REFLÜ LARENJİT –
LARİNGOFARİNGEAL REFLÜ) olan hastaların bu durumdan korunmak için alabileceği
önlemler nelerdir?
Reflüden korunmada etkili
olabilecek ana yöntemler şöyle sıralanabilir. Kilo almamak, optimum kiloyu
korumak, karın bölgesini aşırı sıkan kıyafetlerden kaçınmak, yemeklerden hemen
sonra yatmaktan kaçınmak, yemeklerden hemen sonra egzersiz yapmamak, eğilip
kalkmamak, stresten kaçınma ile ilgili önlemler almak, aspirin gibi mideyi
irrite edici ilaçları dikkatli ve doğru dozda kullanmak, karın solunumunu
öğrenmek ve gün içerisinde uygulamak, gece uyumadan yaklaşık 3 saat öncesinde
su dışında hiçbir şey tüketmemek, yağlı – asitli – alkollü – domates soslu
yiyeceklerin tüketimini sınırlamak.
BOĞAZ REFLÜSÜ (REFLÜ LARENJİT –
LARİNGOFARİNGEAL REFLÜ) olan hastaların tanısı nasıl ve kim tarafından koyulur,
nasıl tedavi edilir?
Reflü şikayetleri birçok başka
hastalık tarafından da oluşturulabildiğinden, reflü şikayetleri olan hastanın
bir Kulak Burun Boğaz hekimi tarafından muayene edilmesi gerekir. Hastalık,
tanısı koyulduktan ve diğer hastalıklarla ayırıcı tanısı yapıldıktan sonra,
ilaç tedavileri uygulanır. Bu amaçla kullanılan ilaçların doğru dozda ve uygun
süre ile (ortalama 2-6 ay) kullanılması önemlidir. İlaca dirençli nadir
olgularda, reflünün ikincil olarak oluştuğu mide fıtığı gibi hastalıkların
varlığında ya da reflüye ikincil olarak oluşan subglottik stenoz ya da
gırtlağın kötü huylu hastalıklarında cerrahi yöntemler tercih edilir.
LARİNGOFARİNGEAL REFLÜ BELİRTİLERİ
Aşağıdaki şikayetlerden bir
yada birden fazlasının varlığı, laringofaringeal reflü habercisi
olabilir.
·
Sık boğaz temizleme
·
Boğulacakmış gibi olma
hissi
·
Kronik öksürük
·
Uykudan öksürerek uyanma
·
Yutkunma ve yutma güçlüğü
·
Boğazda bir şey varmış, bir
şey takılmış hissi
·
Yoğun veya çok miktarda
boğaz salgısı
·
Ağızda acılık veya ekşime
hissi
·
Tekrarlayan boğaz
infeksiyonları
·
Seste kabalaşma, ses
kalitesinin bozulması
LARİNGOFARİNGEAL REFLÜNÜN ÖNLENMESİ İÇİN ALINABİLECEK
ÖNLEMLER
·
Optimum kilonun korunması
·
Karın bölgesini aşırı sıkan
kıyafetlerden kaçınılması
·
Yemeklerden hemen sonra
yatmaktan ve eğilmekten kaçınmak, yemeklerden hemen sonra ve yatmadan
yaklaşık iki saat önce fiziksel egzersiz yapmaktan kaçınmak
·
Aspirin gibi ilaçlar
kullanılmaması
·
Stresten kaçınmak
·
Karın solunumunu öğrenmek
ve uygulamak
·
Yatak başının yaklaşık
10-15 cm yükseltilmesi
·
Gece uyumadan yaklaşık üç
saat önceden yemek yememek
·
Sık ve az hacimde öğünler
tüketmek
·
Reflü oluşturabilecek gıdaları daha az tüketmeye
özen göstermek: Yağlı veya baharatlı gıdalar, domates ve domates sosu (salça,
ketçap, ve benzeri) içeren yiyecekler, turunçgiller (portakal, mandalina,
limon, ve benzeri), ananas, sigara ve diğer tütün mamülleri, alkol, asitli
içecekler, sirke, limon suyu, süt ve süt ürünleri, kafeinli içecekler (kahve,
çay, kola gibi), sakız, öksürük şurupları ve ağız gargaraları, ağrı kesici
ilaçlar, çikolata, kuruyemişler, mentol veya nane içeren gıdalar.
Prof.Dr.
Hâldun OĞUZ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





