SES HASTALIKLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SES HASTALIKLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2016

ALERJİ İLAÇLARININ VE DOĞRU MİKTARDA SIVI ALIMININ SES KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ



Antihistaminler, alerji tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Tüm antihistaminlerin az ya da çok üst solunum yolu salgılarını azaltıcı, kurutucu bir etkisi mevcuttur. Bu etki kullanılan ilaçlar ve bireyin o ilaca cevabına göre değişiklik gösterebilir. Bunun yanı sıra, özellikle üst solunum yolları enfeksiyonlarının tedavisi sırasında genellikle sempatomimetik ya da parasempatolitik adı verilen, ve yine salgıları azaltan ya da daha koyu hale getiren ilaçlar ile bir arada kullanılırlar. Bu nedenle ses tellerinin birbiri ile temas eden yüzeylerinde nemlilik azalır, bazen bu durum kuru bir öksürüğe dahi sebep olur. Bu kuru öksürük, ses telleri açısından, bazen alerjinin kendisinden daha zarar verici olabilir. Mukoza salgılarının uygun miktar ve kıvamda olması, ses tellerinin birbirine temas eden titreşim yüzeylerinin rahatça hareket edebilmesi için çok önemlidir. Ses telleri ve sesi oluşturan tüm yüzeylerin doğru şekilde nemlenmesi – kaygan hale gelmesi, yeterli miktarda sıvı alınması ve seröz - musinöz salgıların doğru dengesi ile sağlanır. Özellikle sesini profesyonel olarak kullanan bireylerde salgıların koyu hale gelmesi ses kalitesini çok olumsuz yönde etkileyebilir. Koyu larinks (gırtlak) salgılarını gösteren bir videoyu ekte görebilirsiniz. 
Daha fazla bilgi için: https://www.facebook.com/ankarakbb

29 Nisan 2016

SES OLUŞUMU: ANATOMİ VE FİZYOLOJİ


Ses oluşumu, anatomi ve fizyolojisi, hastalıkları ve ilişkili diğer konular hakkındaki tüm sunumlarıma aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

https://haldunoguz.wordpress.com/sunumlar-ders-notlari/

Prof.Dr. Hâldun OĞUZ
dr@haldunoguz.com
+90 531 431 06 94

04 Ocak 2015

Ses Teli Nodülleri

Ses Teli Nodülleri, ses tellerinin birbiri ile temas ettiği serbest yüzeyde oluşan, iyi huylu (yani kanserle ilişkisi olmayan) büyümelerdir. Ses tellerinin yanlış ya da kötü kullanımına bağlı olarak oluşurlar. Kaba bir benzetme ile tıpkı elimizde ya da ayağımızda oluşan nasırlara benzetilebilir. Sesini profesyonel olarak kullanan bireylerde toplumun diğer kesimine göre çok daha sık olarak görülür.

Ses teli nodülünün belirtileri genellikle ses kısıklığı, seste değişiklik, senin çatallı çıkması ve seste kabalaşmadır. Profesyonel ses kullanıcısı sesinin daha alçak perdeden çıktığını ya da sesinin normalden daha soluklu, hışırtılı olduğunu ifade edebilir. Bireyler seslerinde oluşan değişikliğin yanı sıra, artan ses kullanımı ile birlikte boyun çevresindeki kaslarda ağrı, konuşma hatta yutkunma güçlüğünden yakınabilirler.

Nodüller, vücudumuzun en çok travmaya maruz kalan bölgesi olan ses tellerinde tekrarlayan basınçlı travmaya bağlı oluşur. Konuşma sırasında sıradan bir erkeğin ses tellerinin saniyede ortalama 120 kez ve bir kadının ses tellerinin 200 kez birbirine çarptığını hatırlayınız!

Sesini profesyonel olarak kullanmayan bireylerde 2 haftadan fazla süren ses kısıklığı durumunda mutlaka bir ses hekimine başvurmak gereklidir. Profesyonel bir ses kullanıcısının ise genellikle bu kadar bekleyebilecek lüksü olmamaktadır. Ses hekiminiz şikayetlerinizi dinleyip, ses sağlığınız ve genel tıbbi geçmişiniz hakkında yeterli bilgiye sahip olduktan sonra profesyonel ses beklentilerinizi de detaylı bir şekilde bilmek isteyecektir. Profesyonel ses dediğimizde tanı ve tedavisi için uğraştığımız bireyin illa ki bir ses sanatçısı olması gerekmemektedir. Aslında çoğu meslek grubu gün içerinde kendilerini ve işlerini sesleri ile ifade ederler. Bunlar arasında öğretmenler, avukatlar, çağrı merkezi çalışanları, banka, belediye, postane birimleri gibi müşterilerine hizmet için sesine ihtiyaç duyanlar, tezgahtarlar, esnaflar, din görevlileri ve daha birçok meslek grubu sayılabilir.
Sesiniz ve ses tellerinin detaylı muayenesi ile (ki bunun için ideal ikili laringovideostroboskopi ve objektif ses analizidir) ses teli nodülü tanısı konması ve nedeninin belirlenmesi mümkün olur.
Nodül tedavisinde iki ana yöntem, ses terapisi ve cerrahidir.
Sesin kötü ya da yanlış kullanımına bağlı bir ses problemi olan nodülü tedavi etmenin ideal yolu, sesin bu şekilde kullanımına devam edilmemesidir. Sesi doğru kullanacak şekilde alışkanlıklar edinilmesi ve ses tellerine aşırı basınç uygulanmasını engelleyecek doğru vokal tekniğin kullanımı, hem nodüllerin küçülmesini hatta yok olmasını sağlayacak, hem de tekrar oluşma riskini ortadan kaldıracaktır. Sesin doğru kullanılmasını öğreten ana yöntem ses terapisidir.
Bazı nodüller ise ses terapisi de dahil tedavilere fazlasıyla dirençlidir. Uygun ses tekniği, sımsıkı takip edilen ses hijyeni kuralları ve hatta ses terapisine rağmen düzelmeyen nodüller, fonomikrocerrahi adını verdiğimiz, genel anestezi altında mikroskop aracılığı ile yaptığımız ameliyatlar ile tedavi edilmektedir.
Prof.Dr. Haldun OGUZ

444 44 50
0 312 213 13 20

28 Kasım 2012

Sulkus: Eksizyon, Birincil Sütür ve Medializasyon Laringoplasti

Sulkus vokalis (SV), ses tellerinin tanısı en zor koyulabilen ve tedavisi en güç rahatsızlıklarından birisidir. Etiolojisi tam olarak anlaşılmış değildir. Yaklaşık yarısının konjenital olduğu düşünülmektedir. Fonotravma ile, ya da ses kıvrımı kistinin patlaması sonucu oluşabileceği de bildirlmektedir. Histolojik olarak, lamina proprianın yüzeysel kısmı yoktur, bazı olgularda vokal ligamentin de bulunmadığı gözlenmektedir. Ford tarafından yapılan sınıflamasına göre tip 1 fizyolojik SV, tip 2 ses kıvrımı serbest kenarında çizgi şeklinde depresyon, tip 3 ise derin, cep benzeri oyuk olarak ifade edilmektedir. SV tanısı videolaringostroboskopik olarak koyulabilir. Ancak bazı olgularda kesin tanı ancak mikroskop altında ameliyathane koşullarında koyulabilmektedir. SV tedavisinde ses terapisi, cerrahi ya da her ikisinin birlikte kullanımı temel teşkil etmektedir. Cerrahi tedavi seçenekleri şunlardır: 1. insizyon ve sulkus epitelinin kaldırılması 2. insizyon ve sulkus epitelinin kaldırılması; otolog yağ, fasya, ya da başka maddeler ile greftleme 3. insizyon ve sulkus epitelinin kaldırılması; sulkus boyunda dikey kesiler yapılması 4. eksizyon ve oluşan defektin birincil sütürasyonu 5. lazer uygulamaları 6. steroid ya da başka rejeneratif maddelerin enjeksiyonu 7. eksizyon ve oluşan defektin birincil sütürasyonu; medializasyon laringoplasti Yılmaz, yukarıda 7 numaralı olarak ifade edilen metodu ile ameliyat ettiği 44 olgusunu sunmuştur. Olguların tamamında tip 2 ya da 3 sulkus mevcuttur, hastalara ameliyat öncesi ses terapisi uygulanmıştır. Hastalar ameliyat öncesi ve ameliyattan 1 yıl sonra GRBAS, SHE-30, videolaringostroboskopi ile glottal kapanma, mukozal dalga amplitüdü, simetrisi ve periyodisitesi açısından değerlendirilmiş, akustik ve aerodinamik analizleri yapılmıştır. Tüm hastalara eksizyon ve oluşan defektin birincil sütürasyonu ile birlikte 2 olguda bilateral yakınlaştırma laringoplastisi, 42 olguya ise hyaluronik asit veya kalsiyum hidroksiapatit ile injeksiyon uygulanmıştır. Hastalar 4-8 hafta süren ciddi disfoni tarif etmiş, ancak sütürleri 4-6 haftada kendiliğinden atılmış, sonrasında ise sesleri belirgin düzelme göstermiştir. Ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirilen verilerden GRBAS parametrelerinden G,R ve B değerleri istatiksel anlamlı derecede düzelirken, A ve S değerlerinde değişiklik görülmemiştir. SHE-30’da anlamlı derecede düzelme görülmüştür. Glottal kapanma ve mukozal dalga amplitüdünde anlamlı düzelme görülmüş, simetri ve periyodisitede fark görülmemiştir. Aerodinamik analiz parametrelerinden maksimum fonasyon süresi, ortalama hava akımı hızı, ortalama etkinlik ve ortalama basınç değerleri anlamlı derecede düzelmiş, ortalama güç ve rezistansta fark görülmemiştir. Uzatılmış ses analizinde temel frekans ve yumuşak fonasyon endeksi dışındaki tüm parametrelerde, metinden ses analizinde ise temel frekans, ses türbülans endeksi ve yumuşak fonasyon endeksi dışındaki tüm parametrelerde anlamlı istatiksel anlamlı iyileşme saptanmıştır. Sulkus konusunda yayın sayısı çok azdır. Tedavi için ise çok sayıda değişik alternatif önerilmektedir. Cerrahi tedavinin sonuçları konusunda hastaların beklentilerinin gerçekçi ve düşük düzeyde olması gereklidir. Yazının tamamına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Yılmaz EAORL 2012

26 Nisan 2008

SAĞLIKLI SES İÇİN ALTIN KURALLAR

Bu ayki konumuz ses hijyeni. "Sesin de hijyeni mi olurmuş?" demeyin, eğer sesiniz ile hayatınızı kazanıyorsanız, sesinizin sizin için ne kadar değerli olduğunu anlatmamıza gerek yok. Gelin, ses sağlığınızı korumak ve ses problemleri oluştuğunda onlardan bir an önce kurtulmak için uymamız gereken kurallara bir göz atalım.

Ses Hijyeni Nedir ?

Ses hijyeni, tıpkı ağız hijyeni gibi kişisel olarak takip etmemiz ve günlük hayatımız sırasında uymamız gereken bir çeşit davranışlar topluluğudur. Belirli şeyleri yaparak ve belirli şeyleri de yapmayarak sesimizin daha sağlıklı olmasını, daha az ses problemi ile karşılaşmayı ve bu problemler oluştuğunda onlardan en kısa sürede kurtulmayı sağlayabiliriz.

Sağlıklı bir ses için neler yapmalı, neler yapmamalı?

Düzenli ses egzersizleri yapın.
Nasıl bir atlet, performans sırasında kaslarının en iyi düzeyde olması için düzenli egzersiz yapıyorsa, siz de ses oluşturan kaslarınız ve diğer yapıları en iyi düzeye ulaştırmak için her gün ses egzersizleri yapmalısınız. Bu egzersizler, solunum desteğinizi arttırır, perde esnekliğinizi optimum düzeye getirir ve kaliteli bir rezonans için gereklidir. Tüm ses egzersizlerine ısınma egzersizleri ile başlayın ve mutlaka soğuma egzersizleri ile tamamlayın.

Düzenli fizik egzersiz yapın.
Unutmayın ki, sesiniz zihinsel ve duygusal durumunuzun, hatta vücudunuzun tamamını nasıl hissettiğinizin bir yansımasıdır. Herhangi bir yeriniz ağırır iken ya da moraliniz bozukken sesinizin nasıl çıktığını bir düşünün. Değil karşınızdaki kişiler, telefonda sesinizi duyanlar bile sizde bir problem olduğunu anlamazlar mı? Demek ki sağlıklı bir ses için sağlıklı bir vücut şart! Düzenli fizik egzersiz ile hem vücut postürünüz mükemmelleşir, hem de ses üzerine etkisinden ileride detaylı olarak bahsedeceğimiz stresten uzaklaşırsınız. Vücut postürünüzün düzelmesi, iskelet ve kas desteğinin sağlanması ile solunum desteğinizi olumlu yönde etkiler.

Sigara içmeyin!!!
Sesini önemseyen birisinin sigara içmesi pek de anlaşılır bir durum değil. Tamam, biliyoruz ki, Türk erkeklerinin %60'ı ve Türk kadınlarının %20'si sigara içiyor ve her yıl ülkemizde yaklaşık 100,000 kişi sigaraya bağlı nedenlerle aramızdan ayrılıyor ama bu kötü alışkanlığın özellikle ses sağlığı ile ilgili yaptıkları neler? Sigara öncelikle dehidratasyona yani su kaybına yol açıyor. Dudaklardan başlayarak bütün ses yolunu kurutuyor ve bu bölgelerde irritasyona ve iltihaba yatkınlığa neden oluyor. Bunların yanı sıra, seste kısıklığa ve kabalaşmaya, yani ses kalitesinde bozulmaya yol açıyor. İşin kötüsü, pasif sigara içimi yani kendisi sigara kullanmayanların çok sigara içilen yerlerde bulunması da ses kalitesini olumsuz olarak etkiliyor. Son olarak da biliyorsunuz ki sigara öldürüyor (bakınız sigara paketlerinin üzeri). Larinks (gırtlak) kanseri sigara içmeyenlerde nerede ise hiç görülmüyor ve larinks ile akciğer kanserlerinin baş aktörü sigara kullanımı!

Yeterli miktarda sıvı tüketin .
Ses tellerinizin istediğiniz performansı sağlaması için günde en az 2 litre kafeinsiz sıvı alımına ihtiyacı vardır. Sesiniz için en sağlıklı sıvı sudur. Günde 8-10 bardak içilen su, ses telleriniz için gereken lubrikasyonu sağlamanın yanı sıra gerekli subglottik (ses telleri altından gelen) basıncın da azalmasını sağlar. Sıcak spotlar altında ya da sıcak açık hava konserlerinde performans sergilerken elbette bu ihtiyaçlar da artar. Kolalı, alkollü, kafeinli içecekler ne yazık ki suyun sağladığı pozitif etkiyi sağlamaz, aksine sıvı kaybına yol açarak sıvı ihtiyacınızı arttırır.

Doç.Dr. Haldun OĞUZ tarafından kaleme alınan bu yazı, Volume dergisi Mayıs 2006 sayısında yayınlanmıştır.

15 Nisan 2008

Dünya Ses Günü

16 Nisan tarihi başta İngiltere ve ABD olmak üzere dünyanın değişik ülkelerinde "Dünya Ses Günü" olarak kutlanmaktadır. Ses sağlığı ve hastalıkları konusunda toplum bilincini arttırmayı amaçlayan bu gün dolayısıyla tüm ses camiasının gününü kutluyoruz.
Sağlıklı bir ses dileğiyle...
Doç.Dr. Hâldun OĞUZ

11 Nisan 2008

Laringofaringeal Reflü Bulguları

Beaver ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmaya göre laringofaringeal reflü tanısı için en yardımcı klinik bulgular, supraglottis, glottis ve subglottisin hiperemisi ve ödemidir. Pakidermi, granülom, nodül, prenodül, polip, lökoplazi ve perdeler ise ayırt edici bulgular değildir. Bu çalışmaya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

04 Nisan 2008

Profesyonel Ses Derneği Toplantısı

Profesyonel Ses Derneği tarafından düzenlenen "Ses Hastalıkları Tedavisinde Güncel Yaklaşımlar" konulu toplantı 19-20 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara'da yapılacaktır. İlgililer toplantı programı ve detaylı bilgiye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirler.
http://www.professional-voice.org/ses_hastaliklari.pdf

26 Ocak 2008

7. AVRUPA LARİNGOLOJİ DERNEĞİ KONGRESİ

Avrupa Laringoloji Derneği (ELS)'nin 7. Kongresi 29-31 Mayıs 2008 tarihleri arasında Barcelona (İspanya)'da yapılacak. Toplantı ile ilgili detaylara ELS internet sitesinden ulaşabilirsiniz.
http://www.elsoc.org/

31 Ağustos 2007

ÇOCUK SES TELİ PARALİZİLERİNDE TEDAVİ

Archives of Otolaryngology Head and Neck Surgery'nin Ağustos 2007 sayısında yayınlanan bir makaleye göre unilateral vokal kord paralizisi olan çocuklarda injeksiyon laringoplasti, tiroplasti ve ansa servikalis - rekürren laringeal sinir greftlemesi tekniklerinin herhangi birisi ile tatminkar sonuçlar alınabilmektedir.  

08 Mayıs 2007

VOKAL KORD POLİP VE KİSTLERİNDE SES TERAPİSİ

Otolaryngology Head and Neck Surgery dergisi Mayıs 2007 sayısında yayınlanan bir makaleye göre vokal kord polip ve kistlerinin %49'u sadece ses terapisi ile tedavi edilebilmektedir. Şeffaf poliplerin fibrotik veya hemorajik poliplere göre ses terapisinden daha çok fayda gördüğü bildirilmektedir. Makalenin özetine başlığa tıklayarak ulaşabilirsiniz.
--
Dr. Haldun OĞUZ
drhoguz@gmail.com

13 Mart 2007

SES TERAPİSİ

Ses terapisi, ses problemlerinin tamamında kullanılabilecek bir tedavi yöntemidir. Bazı ses rahatsızlıklarında tek tedavi yöntemi olarak kullanılır iken, bazılarında ise tıbbi (ilaçla) veya cerrahi tedavinin öncesi ve sonrasında destekleyici olarak kullanılabilir. Çok faydalı olmasına rağmen, hiçbir ses patolojisi için özgün bir ses terapisi yöntemi yoktur. Aksine, her hasta için seçilen ses terapisi yöntemi, yoğunluğu ve süresi, hastanın ihtiyaçlarına göre birbirinden farklı olmalıdır. İdeal olarak ses terapisine başlamadan önce hastanın ses probleminin nedeni belirlenmelidir. Bu amaçla objektif ses analizinin yapılması ve ses tellerinin videolaringostroboskopi ile değerlendirilmesi gereklidir. Elde edilen bulgular hasta ve ses terapisinde aktif rol oynayacak ekip ile (Kulak Burun Boğaz Uzmanı ve Ses Patoloğu)   ve eğer hasta bir ses profesyoneli ise sesi ile ilgilenen diğer kişilerle (Ses Koçu, Şan Eğitmeni gibi) birlikte değerlendirilmeli ve terapi amaçları belirlenmelidir.

Son yıllarda larinks (gırtlak, hançere) hakkındaki bilgilerde görülen ani artış, ses ve ses rahatsızlıklarının fizyolojisi, bozuklukları ve tedavisine olan ilgiyi de arttırmıştır. Bu sayede sesin objektif değerlendirmesi ve ses tellerinin görüntülenmesi konularında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Böylece, çok daha hızlı ve doğru tanılar elde edilmekte ve tedavi sürecine bir an önce geçilebilmektedir. Her geçen gün, hem ses rahatsızlıkları ile uğraşan sağlık profesyonellerinin, hem de sesi ile hayatını kazanan ses profesyonellerinin zaman kısıtlılıkları da arttığından, günümüzdeki ses terapi protokolleri yaklaşık 6-10 seans olarak planlanmaktadır. Her ses terapisi yönteminin amaçları farklı olmakla beraber, tüm ses terapi teknikleri için evrensel olan bazı genel hedefler de mevcuttur. Bunlar gerek cerrahi öncesi yada cerrahi sonrası için verilen ses terapileri, gerekse tek tedavi olarak kullanılacak ses terapisi için önem arz eder:

  1. Hasta eğitimi: Hasta eğitimi, tüm tedavi protokolleri için birinci basamaktır. Her hasta, sesin nasıl oluştuğunu ve kendilerindeki problemin sesinde nasıl bir sıkıntıya yol açtığını anlamalıdır. Hasta ses terapisinin mantığını, kullanılacak tekniği ve tedavinin amaçlarını anlamalıdır. Tedavi yaklaşımı hastanın aklına yatmıyorsa, yada terapiyi uygulayacak kişi kararlı değil veya yeterli açıklama yapmıyorsa, hastanın tedavi programına uyum göstermesi güç olacaktır.
  2. Ses hijyeni: Her hasta için uygulanması gereken ses hijyeni kurallarının yanı sıra, her hasta için özgün olarak dikkat edilmesi, buna uygun olarak yapılması/yapılmaması gereken konular belirlenmelidir. Örneğin tüm ses kullanıcıları için yeterli sıvı alımı, gerekirse bulunulan ortamın nemlendirilmesi önemlidir. Kişisel ses kullanım alışkanlıkları hakkında bilgi sahibi olunması, genellikle sesin yoğun olarak kullanıldığı ortam ve ortamdaki gürültü özelliklerinin bilinmesi, ve diğer çevresel faktörlerin irdelenmesi daha sağlıklı ses alışkanlıklarının kazanılmasını sağlayacaktır. Sigara kullanılmaması, genel stresin azaltılması, kullanılan ilaçlar ve bunların vücut sıvıları üzerine etkisinin bilinmesi de önemli gerekliliklerdir.
  3. Aşırı ses kullanma davranışının düzeltilmesi: Ses kısıklığı olan bireylerin daha alçak sesle konuşmasının sağlanması, yüksek sesle konuşmanın önlenmesi, alışkanlık haline gelmiş veya sık tekrarlanan boğaz temizleme hareketinin önlenmesi önemlidir. Sesin gün içerisinde toplam kullanımı azaltılmalıdır. Yüksek sesle gülmek, ağlamak ve öksürmek de sese zarar veren davranışlardır. Tüm bu kurallar, nörolojik nedenlere bağlı yada hipofonksiyonel ses kısıklığı olan hastalar dışında ses problemi olan bireyler için kullanılabilir.
  4. Üzerinde anlaşılan amaçlar ve beklentiler: Ses problemi olan birey ve ses terapisini verecek kişi, sesle ilgili bir problem olduğu, bununla ilgili bir şeyler yapılması gerektiği, izlenecek yol ve amaçlanan hedefler konusunda fikir birliği içerisinde olmalıdır.
  5. Hastanın sesindeki değişiklileri fark edebiliyor olması: Eğer hasta, sesinde ses terapisi ile oluşan değişiklikleri fark edemiyor yada hissedemiyor ise, ses terapisi fayda sağlayamaz. Bu durum ses profesyonellerinde sık rastlamadığımız, ancak özellikle yaşlı popülasyonda ve nörolojik problemli bireylerde çok karşılaştığımız bir durumdur.

Hepinize sağlıklı ses dileklerimle…  

Dr. Haldun OĞUZ tarafından kaleme alınan bu yazı, Volume dergisi Ekim 2006 sayısında yayınlanmıştır.

11 Şubat 2007

WERNER SENDROMU VE SES

Werner Sendromu, erken yaşlanma bulguları ile seyreden, nadir görülen bir klinik durumdur. Beraberinde sıklıkla bulunan patolojiler, diabetes mellitus, katarakt, hipogonadizm, cilt atrofisi, osteoporoz ve ses tellerinde hacim azalmasına bağlı bowing'dir. Ses kalitesinden ciddi kaybı olan bu hastalar genellikle augmentasyon yada medializasyon laringoplastiden fayda görürler.
--
Dr. Hâldun OĞUZ
drhoguz@gmail.com

10 Şubat 2007

SAĞLIKLI SES İÇİN SAĞLIKLI REZONATÖR 2

Burun problemleri arasında en sık rastlanan durum, septum deviasyonu adı verilen burun kıkırdak ve kemiğinin eğrilikleridir. Burun dışındaki deformiteler daha çok estetik bir problem oluştururken, burun içerisinde eğrilikler fonksiyonel problemlere yol açar. Septum deviasyonunun tek tedavisi cerrahi olarak bu durumun düzeltilmesidir. Bu patolojiye yönelik cerrahi tüm Kulak Burun Boğaz uzmanlarının eğitimi içerisinde öğrendiği ve en sık uyguladığı operasyonlardandır. Daha az farkında olunan ve önemi son yıllarda artan bir başka durum ise alt konka patolojilerdir. Konkalar, burun içerisinde her iki yanda bulunan, burundan alınan havanın akciğerlere gitmeden önce ısıtılmasını, temizlenmesini ve filtre edilmesini sağlayan yapılardır. Ancak bu yapılar, özellikle alt konka, herhangi bir nedenle aşırı büyüdüğü zaman bu koruyucu fizyolojik fonksiyonlarını kaybedip burun tıkanıklığı yapan patolojik bir durum haline gelmektedir. --
Dr. Hâldun OĞUZ
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

08 Şubat 2007

SAĞLIKLI SES İÇİN SAĞLIKLI REZONATÖR 1

Burun, birçok değişik fonksiyona sahip bir organımız. Önemli fonksiyonları arasında nefes alma ve hayati öneme sahip hava yolunun ilk basamağını oluşturma birinci sırada geliyor. Ayrıca, hayatı bizler için anlamlı kılan koku alma da bir diğer değerli fonksiyonu... Bunların yanı sıra, ses profesyonelleri için önemi büyük olan rezonatör bir organ olma özelliği de burunu ve paranazal sinüsleri ses için önemli bir organ haline getiriyor. Burun ve paranazal sinüslerin rezonatör özelliği sayesinde sesin rengi ve kalitesi çok daha iyi bir seviyeye geliyor. Aslında bu fonksiyon çoğumuz tarafından ciddi bir sinüzit atağı yada ciddi burun tıkanıklığına yol açan başka sorunlar yaşayana kadar pek de fark edilmiyor. Ancak böyle bir durum oluştuğunda önce sanatçının kendisi, ardından da çevresindekiler, ses kalitesinin pek de eskisi gibi olmadığını fark ediyor. --
Dr. Hâldun OĞUZ
drhoguz@gmail.com

09 Ocak 2007

LARİNGOFARİNGEAL REFLÜ VE FONKSİYONEL DİSFONİ

Karkos ve arkadaşları tarafından yapılan ve Annals'ın 2007 Ocak sayısında yayınlanan bir makaleye göre pH probu ile tanı koyulan objektif laringofaringeal reflü ile fonksiyonel disfoninin ilişkili olabileceği bildirilmektedir. Makalenin özetine yukarıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Dr. Hâldun OĞUZ

21 Aralık 2006

SES PROFESYONELLERİNDE AKUT SES PROBLEMLERİ

Ses profesyonellerindeki problemlere yaklaşımdaki ilk adım, kişinin detaylı bir sağlık ve ses kullanımı hikayesinin alınmasıdır. Genellikle ses sanatçısı kolaylıkla problemin ne olduğunu tanımlayabilir, ama bazı durumlarda, şikayetlerin ne olduğu ve şikayete neden olan durumlar çok da açık bir şekilde ortaya konamayabilir. Bazen, performans tedirginliği, hasta olmaya bağlı gerginlikle birleşince, ses sanatçısı sorunlarını çok açık olarak paylaşmak istemeyebilir. Sanatçının ses doktoru ve ses koçu ile olan içten ilişkisi, ve onların sanatçıyı her yönüyle tanıyor olmaları çoğunlukla bu sorunu aşmak için en önemli yardımcı olacaktır.

Ses profesyonellerinin akut ya da kronik ses problemlerini aşmaya çalışırken en büyük yardımcılarımızdan birisi, bu önemli gruba özel hazırlanan hasta bilgi formlarıdır. Bizim şu anda bu hasta grubu için kullandığımız form, Prof.Dr. Sataloff tarafından oluşturulan 'Profesyonel Ses Kullanıcıları için Hasta Hikaye Formu'nun bir modifikasyonudur. Yedi sayfadan oluşan bu form, hastayla ilgili genel bilgilerin yanı sıra ; ses problemi ile ilgili detayları, kişinin ses eğitimi geçmişi ile ilgili bilgileri, ses kullanım sıklığı ve kalitesini, ses ısınma egzersizlerini, genel sağlık bilgilerini, kişisel alışkanlıklarını, sağlıkla ilgili kişisel ve aile geçmişinin detaylı incelemesini ve maruz kaldığı ses risklerini içermektedir.

Ses problemi kısa süredir var ise, yakın dönemdeki bir ses eğitmeni değişikliği, ya da repertuara yeni katılan bir şarkı problemin nedeni olabilir. Ses probleminin yanı sıra bulunan diğer belirtiler de çok dikkatle incelenmelidir. Örneğin, akut larenjiti olan bir hastada burunda salgı artışı, baş ağrısı, kas ağrıları ve halsizlik olması dikkate alınmalıdır. Ses problemi nedeniyle ses doktoruna gelen bir sanatçı, kendisine farenjit, bulantı, kusma, ishal ile ilgili sorular sorulmasını anlamsız bulabilir. Bu tür durumların sesin etkin olarak çıkması için gereken postürü sağlayan kas iskelet sistemi için ne kadar önemli olduğu düşünülürse bu soruların da anlamlılığı ortaya çıkar.

Mide içeriğinin ses oluşturan mekanizmalarla direkt teması anlamına gelen laringofaringeal reflüye özellikle önem gösterilmelidir. Toplumda yaygın olan kanı, reflünün ağıza acı su gelmesinden ibaret olduğu şeklinde olmakla birlikte, sessiz reflü aslında çoğu bireyi etkilemektedir. Bu durum, özellikle sık acılı yiyecekler tüketen ve domates bazlı soslar kullananlarda daha çok karşımıza çıkmaktadır. Reflü tanısının konması, hastaya herhangi bir zorluk getirmeksizin, rutin ses değerlendirme ekipmanları ile (videolaringoskopi) yapılabilmektedir. Reflünün ses kalitesi üzerine olan etkisi, yaptığımız klinik çalışmalar ile de objektif olarak ortaya konmuştur (H Oğuz, et al. Journal of Voice, in press). Reflünün birçok belirtisi olmakla birlikte, ses profesyonellerine özgün olarak gördüğümüz belirtiler sabahları daha belirgin olan ses kısıklığı ve ses ısıtma süresinin uzamasıdır.

Birçok endokrin problem, başta mensturasyon period anomalileri ve gebelik olmak üzere, kişinin ses performansını etkileyebilir. Oral kontraseptiflerin (Gebelik önleyici ilaçlar) ses üzerine olan etkisi de uzun yıllardır bilinmektedir. Progesteron içeriği yüksek olan preparatların kadın sesinde erkeksi bir derinleşmeye yol açtığı bildirilmiştir. Günümüzde kullanılan oral kontraseptiflerde östrojen ve progesteron oranları çok dengeli olsa da, hala %5 kadar kullanıcıda ses problemleri rapor edilmektedir. Bu nedenle, kadın sanatçılarda bu durum göz ardı edilmemelidir. Benzer şekilde, hemen her ilacın ses üzerine etkisi olmasına rağmen, belirli bazı grup ilaçlar ses üzerine çok daha etkilidir. Örneğin hipertansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaç türleri salgıları koyulaştırıcı ya da kurutucu etki gösterebilir, ya da kronik kuru öksürüğe neden olabilir. Tekrarlayan öksürük yada yetersiz salgı nedeniyle ses tellerinin maruz kaldığı travma ses tellerinde tedaviye rezistan bir ödem oluşmasına yol açabilir.

Op. Dr. Haldun OĞUZ - Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı
Psik. Duygu EKİNCİ - Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı

19 Aralık 2006

ŞOV DEVAM ETMELİ, AMA NASIL?

Gösteriye saatler kalmış ama şarkıcımız hasta! Tamam, şov devam etmeli, ama şarkıcımız ne olacak? Bu akşam sahne almalı mı, almamalı mı? Bugün söylemesinin gelecekteki profesyonel yaşamı için uygun bir karar olup olmadığına kim, nasıl karar verebilir? Eğer bugün sahneye çıkarsa sesi istediği gibi çıkacak mı? Bu sorular çok sık olmasa da, ses sanatçılarının, ses koçlarının ve ses doktorlarının kafasını kurcalar.

Ses sanatçılarında görülen acil problemlerin çözümünde ilk basamak, üst solunum sistemi ve ses oluşturan mekanizmaların anatomi ve fizyolojisinin gözden geçirilmesidir. Değerlendirme süreci, sorunun anlaşılması, ses kullanımının detaylı olarak incelenmesi ve ses profesyonelinin rutin günlük aktivitelerine dönebilmesi için gerekenlerin planlanması ile devam eder.
Op. Dr. Haldun OĞUZ - Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı
Psik. Duygu EKİNCİ - Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı
 

24 Eylül 2006

VOKAL KORD PARALİZİSİNİN SES KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ

Vokal kord paralizisi (ses teli felci), en sık tiroid cerrahisi sonrası olmak üzere, değişik nedenlerle meydana gelebilmektedir. Ses kalitesinde önemli kayıplara yol çan bu durumun ses üzerine yaptığı etkileri ortaya koyan çalışmamız sonlandı. Çalışmanın kabul edilen son halinin özetine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
http://hoguz2.blogspot.com

19 Eylül 2006

SES TERAPİSİ - II

Son yıllarda larinks (gırtlak, hançere) hakkındaki bilgilerde görülen ani artış, ses ve ses rahatsızlıklarının fizyolojisi, bozuklukları ve tedavisine olan ilgiyi de arttırmıştır. Bu sayede sesin objektif değerlendirmesi ve ses tellerinin görüntülenmesi konularında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Böylece, çok daha hızlı ve doğru tanılar elde edilmekte ve tedavi sürecine bir an önce geçilebilmektedir. Her geçen gün, hem ses rahatsızlıkları ile uğraşan sağlık profesyonellerinin, hem de sesi ile hayatını kazanan ses profesyonellerinin zaman kısıtlılıkları da arttığından, günümüzdeki ses terapi protokolleri yaklaşık 6-10 seans olarak planlanmaktadır. Her ses terapisi yönteminin amaçları farklı olmakla beraber, tüm ses terapi teknikleri için evrensel olan bazı genel hedefler de mevcuttur. Bunlar gerek cerrahi öncesi yada cerrahi sonrası için verilen ses terapileri, gerekse tek tedavi olarak kullanılacak ses terapisi için önem arz eder:

  1. Hasta eğitimi: Hasta eğitimi, tüm tedavi protokolleri için birinci basamaktır. Her hasta, sesin nasıl oluştuğunu ve kendilerindeki problemin sesinde nasıl bir sıkıntıya yol açtığını anlamalıdır. Hasta ses terapisinin mantığını, kullanılacak tekniği ve tedavinin amaçlarını anlamalıdır. Tedavi yaklaşımı hastanın aklına yatmıyorsa, yada terapiyi uygulayacak kişi kararlı değil veya yeterli açıklama yapmıyorsa, hastanın tedavi programına uyum göstermesi güç olacaktır.
  2. Ses hijyeni: Her hasta için uygulanması gereken ses hijyeni kurallarının yanı sıra, her hasta için özgün olarak dikkat edilmesi, buna uygun olarak yapılması/yapılmaması gereken konular belirlenmelidir. Örneğin tüm ses kullanıcıları için yeterli sıvı alımı, gerekirse bulunulan ortamın nemlendirilmesi önemlidir. Kişisel ses kullanım alışkanlıkları hakkında bilgi sahibi olunması, genellikle sesin yoğun olarak kullanıldığı ortam ve ortamdaki gürültü özelliklerinin bilinmesi, ve diğer çevresel faktörlerin irdelenmesi daha sağlıklı ses alışkanlıklarının kazanılmasını sağlayacaktır. Sigara kullanılmaması, genel stresin azaltılması, kullanılan ilaçlar ve bunların vücut sıvıları üzerine etkisinin bilinmesi de önemli gerekliliklerdir.
  3. Aşırı ses kullanma davranışının düzeltilmesi: Ses kısıklığı olan bireylerin daha alçak sesle konuşmasının sağlanması, yüksek sesle konuşmanın önlenmesi, alışkanlık haline gelmiş veya sık tekrarlanan boğaz temizleme hareketinin önlenmesi önemlidir. Sesin gün içerisinde toplam kullanımı azaltılmalıdır. Yüksek sesle gülmek, ağlamak ve öksürmek de sese zarar veren davranışlardır. Tüm bu kurallar, nörolojik nedenlere bağlı yada hipofonksiyonel ses kısıklığı olan hastalar dışında ses problemi olan bireyler için kullanılabilir.
  4. Üzerinde anlaşılan amaçlar ve beklentiler: Ses problemi olan birey ve ses terapisini verecek kişi, sesle ilgili bir problem olduğu, bununla ilgili bir şeyler yapılması gerektiği, izlenecek yol ve amaçlanan hedefler konusunda fikir birliği içerisinde olmalıdır.
  5. Hastanın sesindeki değişiklileri fark edebiliyor olması: Eğer hasta, sesinde ses terapisi ile oluşan değişiklikleri fark edemiyor yada hissedemiyor ise, ses terapisi fayda sağlayamaz. Bu durum ses profesyonellerinde sık rastlamadığımız, ancak özellikle yaşlı popülasyonda ve nörolojik problemli bireylerde çok karşılaştığımız bir durumdur.