22 Kasım 2012

Tıkayıcı Uyku Apnesinde Çok Seviyeli Cerrahinin Güvenliği

Uyku ile ilişkili solunum bozuklukları (USB); horlama, üst hava yolu rezistans sendromu ve tıkayıcı uyku apnesinden (TUA) oluşan bir hastalıklar spektrumu olarak tanımlanabilir. USB’nin erkeklerde %24, kadınlarda ise %9 oranında görüldüğü bildirilmektedir. Çoğu USB hastasının tanı almadığı bilinmektedir. Orta-ağır TUA’si olan kadın hastaların %93’ünün, erkeklerin ise %82’sinin tanısı koyulmamıştır. TUA’nin kardiyovasküler ve solunum sistemleri üzerine ve nörobilişsel fonksiyonlar üzerine ciddi etkileri olduğu çok iyi belgelenmiştir. USB ile hipertansiyon arasında kuvvetli bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Bunun uyku bölünmesi, gece oluşan hipoksemi (kanda oksijen düzeyinin düşmesi) ve artmış sempatik tonus nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Cerrahi geçirdiklerinde TUA hastalarının hava yolu problemleri ile karşılaşma riskleri yüksektir. Bunun nedeni bu olguların, küçük mandibula, büyük dil, kısa ve kalın boyun yapıları nedeniyle anestezist için güç olgular olması olarak ifade edilmektedir. Ayrıca TUA olguları kas gevşeticilere ve narkotik analjeziklere çok duyarlıdır. Anesteziden uyanır iken solunum depresyonu ve tekrarlayan apneler görülebilir. Narkotik analjezikler kullanıldıktan sonra 4-12 saat süren solunum baskılanması görülebilir. Laringeal ödem ise bazı serilerde %5,7 oranında rapor edilmiştir. Bu durum profilaktik steroid kullanımı ile aşılabilir. Apne indeksi (AI) 70’den yüksek ve en düşük oksijen konsantrasyonu %80’den düşük olan hastalar ameliyat sonrası komplikasyonlar açısından, özellikle oksijen satürasyon düşmeleri yönünden daha yüksek risk altındadır. 487 hastaya yapılan 1698 cerrahi işlemi değerlendiren bir çalışmada, genel komplikasyon oranı %7,1 olarak bulunmuştur. Komplikasyonların dökümü şu şekildedir: • Kanama problemleri (%3,1): Ameliyat sonrası 7-15. günler arasında gelişmiştir. Toplam 15 hastadan 8’inin ameliyathaneye alınması gerekmiştir. Hiçbirisine kan transfüzyonu gereksinimi olmamıştır. Olguların birinin gingko biloba, birinin ise aspirin kullandığı belirlenmiştir. • Kalıcı hipertansiyon (%3,1): Bu hastaların tamamında preop hipertansiyon mevcuttur. • Dilde şişlik (%1,8): Tüm olgularda dil askı sütürlerine bağlı olarak oluşmuştur. • Oksijen satürasyonunda düşme (%1,2): Tüm hastalarda postop ilk 180 dakikada olmuştur. • Negatif basınca bağlı pulmoner ödem (%0,4): Anesteziden uyanırken inspirasyon sırasında tüpün ısırılmasına bağlıdır. İntravasküler sıvı, alveollere çekilmektedir. • Hava yolu tıkanıklığı (%0,2): Sadece bir adet burun, damak ve dil cerrahisinin birlikte yapıldığı bir olguda postoperatif 2. günde, ağır öksürük sonrası ağız tabanında başlayan kanama sonrası gelişmiştir. Acilen nazoendotrakeal olarak entübe edilmiş ve 3 gün süre ile sedasyon altında entübe olarak kalmıştır. • Nazofarinks stenozu: Hiçbir olguda görülmemiştir. Tüm TUA olguları ameliyat sonrası en az 3 saat süre ile yoğun gözetim altında tutulmalıdır. Perioperatif CPAP (devamlı pozitif hava yolu basıncı) kullanımı ameliyat sonrası solunum sorunlarının azaltılması için önerilmektedir. Bu çalışmadaki hastaların ilk grubu burun ve damak cerrahisinin tek seansta yapıldığı olgulardır. Bu grup hastalar ameliyat sonrasında en az 6 saat süre ile hastanede tutulmuştur. İkinci grup hastalar ise burun, damak ve dil cerrahisine tabi olup, en az bir gece hastanede takip edilmiştir. Makalenin tamamına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz (Pang KP, et al. Arch Otolaryngol Head Neck Surg 2012;138:353-7). doi:10.1001/archoto.2012.130

Grip

Grip konusunda Volume dergisinde yayınlanan köşe yazısına ulaşmak için lütfen aşağıdaki bağlantıya tıklayınız.

17 Kasım 2012

Laringofaringeal Reflü

Laringofaringeal Reflü hakkında Volume dergisine yazdığım metine ulaşmak için lütfen aşağıdaki bağlantıya tıklayınız:

Laringofaringeal Reflü – Volume 200602

12 Kasım 2012

Laringofaringeal Reflü için Risk Faktörleri

Saruç ve arkadaşları tarafından yapılan ve European Archives of Otorhinolaryngology dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, gastroözefageal reflü [GER] (mideden yemek borusuna mide içeriğinin geri kaçışı) hastalığı olan bireylerde laringofaringal reflü [LFR] (gırtlak düzeyine kadar ulaşan, mide içeriğinin geri kaçışı) görülmesi ile ilgili risk faktörleri olarak şu değişkenler belirlenmiştir: Erkek hasta, hiatus hernisi, hastalık belirtilerinin uzun süredir devam ediyor olması, yüksek vücut kütle endeksi, erozif GER ve Barrett özefagusu bulunması. Helicobacter pylori varlığı ile LFR arasından anlamlı bir birliktelik saptanmamıştır. Makaleye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Reflü şikayetleri nelerdir?

Laringofaringeal Reflü (Mide içeriğin geriye/yukarıya ses telleri düzeyine kaçması) hastalarında en sık görülen şikayetler nelerdir?
 
Ses kısıklığı ve ses ile ilgili diğer şikayetler
Boğaz temizleme
Boğazda artmış mukus salgısı ve geniz akıntısı
Yiyecekleri, sıvıları ya da hapları yutmada güçlük
Yemek yediken ya da yattıktan/uzandıktan sonra öksürme
Solunum sorunları, boğulacakmış gibi olma hissi
Tekrarlayan, rahatsız edici öksürük
Boğazda bir şey yapışmış ya da boğazda birşey kalmış hissi
Göğüs ortasında yanma
Göğüs ağrısı
Hazımsızlık
Ağıza mide suyu gelmesi
 

04 Kasım 2012

Tek taraflı ses teli felcinde yağ enjeksiyonu

Tek taraflı ses kıvrımı (ses teli/vokal kord) felcinin en sık nedeni tiroid ameliyatlarıdır. Otolog (bireyin kendisinden alınan) yağ enjeksiyonu bu patolojinin belirtilerini düzeltmek için kullanılan yöntemlerden birisidir. Tayvan'da yapılan bir çalışma ile yağ enjeksiyonu yapılan bireyler ortalama 26 aylık bir süre sonunda 3 boyutlu tomografi ile değerlendirilmiş ve yağ dokusunun ses kıvrımı düzeyinde hala bulunduğu belirlenmiştir. Enjekte edilen yağın dokuda uzun süre kalabildiği ve tiroid ameliyatlarına bağlı tek taraflı ses kıvrımı paralizisi olan bireylerin seslerinin daha iyi hale getirilmesinde anlamlı fayda sağladığı ifade edilmiştir. Surgery 2009;146:82-7.

26 Aralık 2011

Çocuklarda ses problemleri

Çocukluk çağı ses problemlerinin değişik çalışmalarda % 4 - 30 oranında görüldüğü ifade edilmektedir. 2000 adet çocuk ve ailesi ile yapılan yeni bir çalışmaya göre 4-12 yaş arasında ses problemleri, ailelere göre %6 oranında mevcut iken, klinisyen değerlendirmeleri ile oranın %11 olduğu belirlenmiştir. Bu yaş grubundaki çocuklarda en sık görülen ses problemleri olarak sırasıyla nodül, mukozal kalınlaşma ve ödem/konjesyon tespit edilmiştir.

http://www.scielo.br/pdf/bjorl/v77n6/en_v77n6a10.pdf

Öğretmenlerde Ses Sorunları

Brezilya’da yapılan bir çalışmaya göre, öğretmenlerin son iki hafta içerisinde ses bozuklukları nedeniyle okula gidememe oranı %3,4 olarak rapor edilmiştir.

http://www.springerlink.com/content/y36645j635u00042/

20 Aralık 2011

Ses Hijyeni

Ses hijyeni, tıpkı ağız hijyeninde olduğu gibi, kişisel olarak takip etmemiz ve günlük hayatta uymamız gereken bir davranışlar topluluğudur. Bazı şeyleri yaparak ve bazı şeyleri yapmayarak sesimizin daha sağlıklı olmasını, daha az ses problemi ile karşılaşmayı ve bu problemler oluştuğunda onlardan en kısa sürede kurtulmayı sağlayabiliriz.

Ses Hijyeni ile ilgili bazı önemli noktalar

I.                 Düzenli Ses Egzersizi Yapın

Profesyonel ses kullanıcısının ses egzersizlerinden elde edeceği faydayı, bir sporcunun başarılı olmak için düzenli olarak yaptığı fiziksel egzersizlere benzetebiliriz. Düzenli ses egzersizleri sayesinde solunum desteği artar, ses perde esnekliği optimum hale gelir ve sesinizin rezonans kalitesi istenen seviyede olur.

II.               Düzenli Fizik Egzersiz Yapın

Sesimiz, fiziksel ve ruhsal olarak bizi yansıtan tüm parçaların bir bütünüdür. Bir yakınımızın herhangi bir rahatsızlığı olduğunda bunu onunla telefonda konuşurken dahi anlayabiliriz. Fiziksel ve ruhsal olarak iyilik halimiz mutlaka sesimizde hissedilir. Fizik egzersiz ile en aza indirilebilen postür bozuklukları ve strese bağlı problemlerin ses üzerine etkisi çok çok fazladır.

III.              Yeterli Sıvı Alın

Ses tellerimizin sorunsuz olarak çalışması ile ilgili en önemli faktörlerden birisi yeterli sıvı alımıdır. Bireylere ve sağlık durumlarına göre değişkenlik göstermekle birlikte ortalama olarak bir günde tüketilen 2 litre su ses hijyeni için bir olmazsa olmazdır. Ses tellerinin nemlenmesinin sağlanması ve ses tellerinin iyi çalışması gereken hava basıncının azaltılması için su en ideal sıvıdır. Kafein içeren içeceklerin sık ve çok tüketilmesi, sıvı ihtiyacının karşılanmasının aksine, su alımı ihtiyacını arttıran faktörlerdir. Sıcak hava ya da klimalı kuru ortam gibi çevreye ait değişkenler de ihtiyaç duyulan sıvıyı belirlerken dikkate alınmalıdır. 

IV.             Sigaradan ve Diğer Tütün Ürünlerinden Uzak Durun

Sigara dudaklardan başlayarak akciğerlere kadar uzanan tüm ses yolundaki salgıları kurutur, tahrişi kolaylaştırır ve kronik bir iltihaba yatkınlığa yol açar.  Bu durum da ilk olarak ses kısıklığı ya da seste kabalaşma ile hissedilmeye başlanan genel bir ses kalitesi bozukluğuna kadar devam edebilir.  Tütün maddelerinin uzun süreli kullanımının tüm ses yolunda kansere yol açabileceği de akıldan çıkarılmamalıdır.

V.               Bazı Pratik Öneriler

Aşağıda yer alan kısa önerilere dikkat edilmesi sesinizi olumlu yönde etkileyecektir:

Uykunuzun düzenli olması sesinizi olumlu yönde etkiler.

Gece yatarken yiyip içmemek reflüyü azaltarak ses kalitenizi korur.

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının erken tedavisi sesinizin bozulmamasını sağlar.

Başta hormonlar olmak üzere birçok ilaç sesiniz üzerine etkilidir, gereksiz ilaç kullanmaktan kaçının.

07 Ağustos 2011

Ses sağlığı üzerine ilaçların etkisi

Bazı ilaçlar, ses kıvrımlarını susuz bırakarak, aşırı su tutmasına neden olarak ya da kanamaya yatkınlık oluşturarak ses sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Bu ilaçlara örnek olarak aşağıdakiler sayılabilir:

  • Antihistaminikler (Alerji ilaçları)
  • Antikoagülanlar (Kanı sulandıran ilaçlar)
  • Aspirin
  • Antitusifler (Öksürük şurupları)
  • Antihipertansifler
  • Diüretikler
  • Antidepresanlar
  • Antikolinerjikler (Astım ilaçları)
  • Vitaminler (özellikle günde 5 g’dan fazla kullanılan vitamin C)
  • Kas Gevşeticiler
  • Doğum kontrol ilaçları, Uygunsuz kullanılan Hormonlar (Menapoz sonrası ilaçlar ve tiroid hormonları gibi)
  • Bitkisel ilaçlar

20 Mayıs 2011

Parkinson hastalığı ve ses kısıklığı

Parkinson hastalığındaki disfoni, gürlükte azalma ve perdenin monotonlaşması ile karakterizedir. Parkinson hastaları ile yapılan bir çalışmada, %89 hastada larengeal disfonksiyon bulguları; %15 hastada seste solukluluk; %29 hastada seste kabalaşma; %45 hastada ses kısıklığı ve %13,5 hastada seste titreme saptanmıştır. Karakteristik
tek perdeli ses tonunun nedeni intrensek ve ekstrensek larengeal kaslardaki rijidite ve hareket yeteneğinde azalmadır.

Myastenia gravis ve ses bozuklukları

Myastenia gravis çizgili kaslarda güçsüzlük ve bitkinlik ile seyreden nöromüsküler bir hastalıktır. Klinik özellikleri 20. yüzyıl başlarında belirlenmiş olmasına karşın hastalığın mekanizması (otoimmün nedenlerle sinir kas bileşkesinde asetilkolin reseptörlerindeki azalma) çok sonraları açığa konabilmiştir. Larinks muayenesi normal iken sesin soluklu olması ve gürlüğünün yeterli olmaması durumlarında ayırıcı tanıda myastenia gravis de düşünülmelidir.

11 Mayıs 2011

Spazmodik Disfoni

Spazmodik disfoni, konuşma sırasında gerçek ve yalancı ses kıvrımlarının aşırı yaklaşmasından kaynaklanan ses kıvrımları titreşimlerinin kesilmesinin yol açtığı, ses kesilmeleri veya duraklamalar olarak tanımlanabilir. Ses hasta tarafından güçlükle oluşturulur. Ortaya çıkan ses boğuk, kısık ve eforludur. İlerlemiş olgularda ses çok yetersiz, konuşanı ve dinleyeni rahatsız edici düzeyde olabilir. Bu durum kişinin yaşam kalitesini etkileyerek; ciddi sosyal, mesleki ve psikiyatrik rahatsızlıklara yol açabilir.

30 Aralık 2010

Obstrüktif Uyku Apnesi Tedavisinde Basınç Dışındaki Yöntemler

Uyku apnesinin tedavisinde basınç yöntemleri önemli bir yer
tutmaktadır. Ancak, birçok hasta ağız içi araçlar ve cerrahi
yöntemlerden de fayda görebilmektedir. Bu konuda BT Woodson tarafından
hazırlanmış güzel bir derleme yazıya aşağıdaki bağlantıdan
ulaşabilirsiniz.
http://www.rcjournal.com/contents/10.10/10.10.1314.pdf

2011

Yeni yılınızı kutluyor; 2011'in size ve sevdiklerinize sağlık,
mutluluk, başarı ve huzur getirmesini diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla.
--
Doc.Dr. Haldun Oguz
Kulak Burun Bogaz Hastaliklari Uzmani

www.haldunoguz.com
https://twitter.com/HaldunOguz
+90 533 300 00 00

25 Aralık 2010

Yenidoğanda Ses Kıvrımları

Larenksin ultra-yapısı doğum sırasında olgunlaşmamıştır. Ses kıvrımı (Vocal cord) kenarının epiteli, hücrelerin sıkıca yapışık olduğu ince tabakalı çok katlı yassı epitelden oluşur. Bazal membran bölgesi erişkinlerle aynı yapıdadır. Fakat lamina propriasında vokal ligaman bulunmaz, daha az viskoelastisiteye sahiptir ve fibroblastlar, kollajen ve elastin bağlar daha az miktardadır.

02 Ekim 2010

Vokal fold paralizili çocuk hastalarda reinnervasyon

Marcum ve arkadaşları, IJPROL'de yayınlanan makalelerinde 3 ve 6 yaşında iki vokal fold paralizisi hastasında uyguladıkları ansa-reküren laringeal sinir anastomozu olgusunu tartışıyor. doi:10.1016/j.ijporl.2010.08.002

09 Temmuz 2010

4. Dünya Ses Kongresi

Dünya Ses Kongresi, 6-9 Eylül 2010 tarihleri arasında Seul'de yapılacaktır. Detaylı bilgilere www.voice2010.org adresinden ulaşabilirsiniz.

18 Mart 2010

Spazmodik disfonide primer somatosensorial korteksin anormal aktivasyonu

Spazmodik disfoni, konuşma sırasında laringeal kaslarda istemsiz kasılmalar ile karakterize, fokal bir distonidir. Oluşum mekanizmaları henüz bilinmemektedir. Cerebral Cortex dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, konuşma sırasında, fonksiyonel manyetik görüntüleme ile, abdüktör spazmodik disfonili hastalarda daha belirgin olmak üzere, primer somatosensorial korteksin anormal aktivasyonu belirlenmiştir.

17 Mart 2010

Timpanoskleroz

Kulak zarının (KZ) anormal kalsifikasyonları miringo skleroz (MS) olarak bilinir. Kulak zarındaki kalsifiye hyalen plakların timpanik kavitede görülmesi durumu daha geniş anlamıyla timpanoskleroz olarak tanımlanır (TS).1 Diğer bir deyişle MS, TS’nin özel bir formudur. Genel olarak TS bir otitis media sekelidir. MS herhangi bir nedene bağlı KZ perforasyonu (otit, travma, miringotomi vb.) veya ventilasyon tüpü takılması sonrası görülebilmektedir.2 MS için kalsifikasyon yeri genellikle KZ’nin fibröz tabakasıdır. TS sonrasında olaşan hyalen plaklara bağlı ossiküler zincir fiksasyonları veya kulak zarı mobilitesinde azalmalar sonucunda işitme kayıpları meydana gelir.3

Tympanoskleroz tanısı histopatolojik olarak konulan 19 olgunun 18’inde plaklar preoperatif temporal BT ile gösterilebilmiştir.20

Selçuk ve ark.5 TS histopatolojisini üç tipe ayırmıştır: Artmış iltihap hücreleri ve kollajen fibrillerin gevşek bağ dokusu içinde birikmesi tablosu Tip I TS olarak tanımlandı. Çevresi düzensiz bağ dokusu ve geniş kollajen liflerle sarılmış, merkezde yumuşak bağ dokusu ve iltihap hücrelerinin bulunduğu evre Tip II TS olarak tanımlanmış. Son aşama olarak bağ dokusundaki kalınlaşmış kollajen liflerin sıkışık ve düzensiz birikimi Tip III TS olarak adlandırılmıştır.

TS histopatolojisinde, kollajen artışı ile ekstraselüler kalsiyum depolanması gösterilmiştir,4 TS histopatolojisi ile atheroskleroz veya glomeruloskleroz patolojisi arasında çok büyük benzerlikler söz konusudur. Bu bulgular elektron mikroskopi çalışmalarıyla da desteklenmiştir.1 MS için yapılan bir çalışmada, başlangıçta osteopontin, osteoprotegrin ve osteonectin gibi enzimlerin etkisiyle, bağ dokusundaki makrofajların sitoplazmalarında kalsifikasyon başladığı rapor edilmiştir.6 Döner ve arkadaşları biyokimyasal bir analizde birikimin sadece kalsiyumdan ibaret olmadığını, aynı zamanda amonyum, fosfat tuzları ve kolesterol biriktiğini göstermişlerdir.7 Her kronik otit olgusunda TS görülmediğine göre, fizyopatolojinin genetik yapıyla ilgili olması gerekir. TS bulunan 50 kronik otit olgusu, TS bulunmayan 50 kronik otit olgusu ve benzer demografik özelliklere sahip 100 kontrol grubu üzerinde yapılan genetik bir çalışmada, TS olgularında anlamlı oranda TLR4 geninde polimorfizm ortaya konulmuştur.21 Görür ve arkadaşları da TS oluşumu ile plazma fibronectine seviyesi arasında negatif korelasyon olduğunu göstermişlerdir.22

Tanımlanam pek çok patogenezin yanında, TS oluşumundaki en önemli faktörün KZ’daki perforasyonu takiben timpanik kavitede artmış oksijen konsantrasyonu olduğu öngörülmektedir.8 Bu durum serbest oksijen radikallerinin artmasına ve geri dönüşümü olmayan doku hasarına neden olmaktadır. Aktive olmuş makrofaj ve endotelyal hücrelerden salınan nitrik oksitin de patogenezde önemli rolü vardır.9

TS oluşumu bazı medikal ajanlarla önlenebilir mi veya azaltılabilir mi soruları pek çok çalışmanın konusu olmuştur. Bu anlamda ortamdan serbest radikallerin uzaklaştırılması için antioksidanlar, steroid veya kalsiyum kanal blokörlerinin kullanımıyla ilgili deneysel çalışmalar giderek artmaktadır.10,12, Üner ve arkadaşları vitamin-E ile kaplanmış ventilasyon tüpü kullanılmasıyla serbest radikallerin azaltılabileceğini göstermişlerdir.13 Kaptan ve arkadaşları bir tür serbest radikal temizleyici anti oksidan olan ginko biloba ekstrelerinin kullanılmasıyla, ortamdaki nitritin azaltılabileceği ve glutatyon peroksidaz seviyesinin artırılabileceğine işaret etmişlerdir.10 Ancak Atmaca ve arkadaşları11 farelerde deneysel olarak parasentez sonrası ortama eklenen nitrik oksitin TS gelişiminde her hangi bir değişiklik oluşturmadığını bildirmişlerdir. Hayvan deneylerinde parasenteze bağlı gelişen miringosklerozun, ortama uygulanan kanal blokörleri,14 mitomisin23, doxycycline24 ile önlenebileceği gösterilmiştir.

TS gelişiminin önlenebilmesi için sodyum tiyosulfat (ST - Na2S2O3) tedavisi de kullanılmıştır. Klinik olarak siyanid zehirlenmesinde antidot olarak kullanılan ST güçlü bir şelat yapıcı antioksidan maddedir. ST ayrıca kalsifikasyon oluşturan kalsifik üremik arteriopati ve kalsiyum fosfat nefrolitiazis gibi çeşitli hastalıklarda da kalsifikasyonun önlenmesi için başarıyla kullanılagelmektedir.15,16 ST ayrıca karboplatin ve sisplatin tedavilerinde kimyasal koruyucu olarak halen tercih edilmektedir.17,18 ST hem endotelyal hücre bozukluklarını giderir, hem endotelyal nitrik oksit sentezini önler.19 ST, TS gelişiminin önlenmesi için bir seçenek olarak önümüzde durmaktadır.

TS bulunan kronik otitlerin ossiküloplastisinde en önemli sorun, tekrarlayan patoloji ile yeniden iletim tipi işitme kaybı gelişmesidir. Özellikle fikse stapesin mobilizasyonuyla elde edilen sonuçlar uzun dönemde yeterli değildir.25 Bu nedenle ossiküler rekonstrüksiyonda kemikçiklerin kullanılması yerine, ikinci seansta stapedotomi ile total ossiküler protezlerin kullanılması daha iyi işitme sonuçlarıyla gelecek vaat etmektedir.26,27

 

Doç.Dr. Mustafa Asım Şafak

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

Bilateral vokal fold hareket kısıtlılığında botulinum toxin enjeksiyonu

Laryngoscope dergisinde yayına kabul edilen ve 8 Mart 2010 tarihinde internet üzerinden yayınlanan bir çalışmaya göre, 11 hasta, 10 yıllık bir takip boyunca tekrarlayan botox enjeksiyonları ile takip edilmiş, bu sayede trakeotomi ve ablatif cerrahiye ihtiyaç duymaksızın hava yolu tıkanıklığı semptomları ortadan kaldırılmıştır. Ekborn DC ve ark. 10.1002/lary.20821

13 Mart 2010

Laringeal papillomlarda displazi ve cidofovir tedavisi

Tekrarlayan hava yolu papillomları, yüksek oranda displazi (anormal gelişen, kansere yatkın hücre topluluğu) içerebilmektedir. Papillom, doğası gereği, sık tekrarlanması geren cerrahi müdahaleler ile tedavi edilmektedir. Bu cerrahiler arası süreyi uzatmak, dolayısıyla hastanın yaşam kalitesini arttırmak amacıyla, cerrahiler sırasında antiviral bir madde olan cidofovir kullanımı yaygın hale gelmiştir. Ancak, cidofovir kullanımının displazi oluşumunu arttırıp arttırmadığı yönünde kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Laryngoscope dergisi internet sitesinde 4 Mart 2010'da yayınlanan, henüz basılmamış bir makaleye göre cidofovir'in displaziyi arttırdığına dair bir  bulguya rastlanmamıştır. Elbette, papillomlarda doğal displazi oluşma mekanizmaları, bunun önemi ve cidofovir'in gerek tedavide, gerekse de displazi oluşumundaki rolü hakkında daha çok çalışma yapılması gerekmektedir.
Dr. Haldun OGUZ
Kaynak: Gupta HT ve ark.,
10.10072/lary.20785

06 Mart 2010

Disfoninin psikososyal etkileri

Disfoninin (ses kısıklığının) hastanın günlük aktiviteleri ve yaşam kalitesi üzerine psikososyal etkisinin değerlendirilmesi çok önemlidir. Disfoninin bir bireye etkisi, profesyonel ve kişisel ses ihtiyaçlarına, sesinin kendisini algılamasındaki yerine, ve kişinin hastalıkla baş etme becerisine bağlıdır. Disfoninin psikososyal etkisini ve tıbbi, cerrahi ve davranışsal girişimlerin fonksiyonel etkinliğini doğru olarak ölçmek amacıyla değişik araçlar geliştirilmiştir. Bunların çoğunun temelinde Dünya Sağlık Örgütü’nün 2001 Uluslararası Fonksiyonellik, Engellilik ve Sağlık Sınıflaması veya önceki versiyonu olan 1980 Uluslararası Sakatlık, Özürlülük ve Handikap Sınıflaması yer alır (Ref: 11).

02 Mart 2010

Fonocerrahi (Ses Cerrahisi)

Fonocerrahi, sesi daha iyi hale getirmek için yapılan her türlü cerrahiyi ifade etmektedir. Birincil (primer) fonocerrahi, sesin daha iyi hale getirilmesinin tek amaç olduğu cerrahileri tanımlarken; ikincil (sekonder) fonocerrahi ise vokal fonksiyonun sağlanmasının ana amaca (patolojik inceleme için parça alınması, kanser rezeksiyonu gibi) ikincil bir kazanç olduğu ameliyatları ifade eder. Kaynak-filtre teorisine göre, ses, karmaşık bir sürecin ürünüdür ve vokal fold titreşimi, bunun sadece bir parçasıdır. Dolayısıyla, sesi oluşturan üst solunum yolu boyunca yapılacak tüm cerrahiler de fonocerrahi ana başlığı altında değerlendirilebilecek olsa da, bu ikinci grup için fonetocerrahi terimi tercih edilmektedir.

31 Aralık 2009

2010

Yeni yılınızı kutlar, 2010 yılının, siz ve sevdiklerinize sağlık, mutluluk, başarı ve huzur getirmesini dilerim.
Sevgi ve saygılarımla.
Doç.Dr. Haldun OĞUZ
drhoguz@gmail.com

08 Aralık 2009

Fonksiyonel ses bozukluğu

Laryngoscope dergisinde yayınlanmak üzere kabul edilen bir çalışmaya göre, fonksiyonel ses bozuklukları, ses kısıklığı nedeniyle başvuran hastalar arasında %30'luk bir oranla en büyük grubu oluşturmaktadır. Bunu %15'lik bir oranla vokal fold nodülleri ve %9 ile laringofaringeal reflü olguları izlemektedir.
10.1002/lary.20696 doi

01 Aralık 2009

Fonksiyonel ses kısıklığı

Fonksiyonel disfoni (FD), yapısal olarak tamamen normal olan ses tellerinin uygun ses çıkarma işlevini yerine getirememesi durumudur. Bir başka ifade ile, normal olan ses organının uygun olmayan, ya da yanlış şekilde kullanılması olarak tanımlanabilir. Bu tanının koyulabilmesi için hastanın ses hastalıkları konusunda deneyimli bir klinik tarafından gerekli tüm incelemeler ışığında değerlendirilmiş olması gereklidir. Bu hasta grubu, ses hastaları içerisinde %10-40’lık bir bölümü oluşturmaktadır (1). FD’nin belirti ve bulguları çok değişkenlik gösterebilmekle birlikte, çoğu hastada geçirilmiş bir üst solunum yolu infeksiyonunu takiben görülebilir. Kadınlarda erkeklerden daha sık olarak görülür. Genellikle geçicidir ve tedavi yanıtı değişkendir.

FD’de sesin değişik özellikleri olumsuz olarak etkilenebilir. Sesin şiddeti, perdesi ya da genel kalitesinde bozulmalar olabilir, hatta nadiren de olsa, hasta hiç ses çıkaramayabilir (Fonksiyonel afoni). Psikolojik faktörler ve stres, FD belirtilerinin başlamasına ya da artmasına neden olabilir.

FD tanımı yerine ya da benzer klinik durumlar için kullanılan çok sayıda tanımlama mevcuttur. Bunlar arasında psikojenik, konversif, histerik, hiperfonksiyonel, kas gerilim ve misuse (yanlış kullanım) ses kısıklıkları sayılabilir (2-6).

Fonksiyonel disfonide larinks (gırtlak, hançere) içerisindeki küçük kasların uygunsuz kasılmalarının rol oynadığı düşünülmektedir. Bu kasılmalara neden olarak aşağıdaki mekanizmalardan bir ya da birkaçının rol oynayabileceği değişik çalışmalarda ifade edilmiştir (1):

1.      Aşırı ses kullanma gerekliliğine bağlı teknik olarak sesin yanlış kullanımı (2-4)

2.      Üst solunum yolu infeksiyonu sonrası gereken öğrenilmiş ses uyumu (5)

3.      Laringofaringeal reflüye bağlı ses problemlerine ikincil artmış larinks ve farinks (boğaz, yutak) kasları gerginliği (7,8)

4.      Küçük ses teli patolojileri (nodül, polip gibi) yada yetmezliklerine ikincil ses probleminin aşırı düzeltilmesi (9)

5.      Kişilik özellikleri ya da psikolojik nedenlere bağlı larinks bölgesinde aşırı gerginlik (10,11)

FD tanısı, bireyin tam bir kulak burun boğaz ve baş boyun muayenesinin yapılmasını takiben, larinksin gerek geleneksel, gerek güncel (endoskopik, videolaringostroboskopik) yöntemlerle incelenmesi ve gerek görülürse ses laboratuarında yapılacak diğer incelemeler (ses analizi, tanısal ses terapisi, larinks elektromyografisi gibi) sonucunda koyulabilir. 

Tedavi edilmeyen FD, bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkilediği gibi, devam etmesi durumunda organik patolojilere (ses teli nodülü gibi) de yol açabilir. 

FD tedavisi, ihtiyaç olan hallerde kullanılan değişik ilaçların yanı sıra bireye doğru ses davranışını öğretmeyi ve bunu güncel hayatta uygulamayı amaçlayan ses terapisi yöntemleri ile yapılmaktadır. Yeterli sıvı alımı, solunan ortamdaki havanın nemlendirilmesi, sigaradan uzak durulması, genel stresin azaltılması, uygun sesle ve nefes desteği ile konuşma, boğazı sık temizleme alışkanlığından kaçınılması gibi hastanın kendi başına uygulayabileceği yöntemler de tedavi başarısı açısından çok önemlidir (12). Bu önlemlerin alışkanlık haline getirilmesi, FD sorunları ile tekrar karşılaşmamak için de çok faydalıdır.   

 

Kaynaklar:

1.        Roy N. Functional dysphonia. Current Opinion in Otolaryngology & Head and Neck Surgery 2003; 11:144-8.

2.        Morrison MD,et al. Diagnostic criteria in functional dysphonia. Laryngoscope 1986; 94:1-8.

3.         Morrison MD,et al. Muscular tenion dysphonia. Journal of Otolaryngology 1983; 12:302-6.

4.        Morrison MD, et al. Muscle misuse voice disorders: description and classification. Acta Otolaryngologica 1993; 113:428-34.

5.        Koufman JA, et al. Classification and approach to patients with functional voice disorders. Annals of Otology Rhinology Laryngology 1982; 91:372-7.

6.        Koufman JA, et al. Vocal fatigue and dysphonia in the professional voice user: Bogart-Bacall syndrome. Laryngoscope 1988; 98:493-9.

7.        Oğuz H, et al. Acoustic Analysis Findings in Objective Laryngopharyngeal Reflux Patients. Journal of Voice 2007; 21: 203-10.

8.        Morrison MD, et al. Pattern recognition in muscle misuse voice disorders: how I do it? Journal of Voice 1997; 11:108-14.

9.        Roy N. Ventricular dysphonia following long-term endotracheal intubation: a case study. Journal of Otolaryngology 1994; 23:189-93.

10.     Aronson AE. Clinical Voice Disorders: An interdisciplinary approach. New York, 3. Baskı, Thieme.

11.     Roy N, et al. Toward a theory of the dispositional bases of functional dysphonia and vocal nodules: exploring the role of personality and emotional adjustment. In Voice Quality Measurement. Kent RD, et al. San Diego, Singular Publishing, 461-80.

12.      Maryn Y, et al. Ventricular dysphonia: clinical aspects and therapeutic options. Laryngoscope. 2003 May;113(5):859-66.

 
 

30 Kasım 2009

Kurban Bayramı

Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar, sağlık, mutluluk ve huzur içerisinde nice bayram sevinçleri yaşamanızı dilerim.
Dr. Haldun Oğuz

23 Haziran 2009

Tek Taraflı Vokal Fold Paralizilerinde Hyaluronik Asit

Journal of Voice'da yayınlanmak üzere kabul edilen bir makaleye göre tek taraflı vokal fold paralizisi olan hastalarda kullanılan hyaluronik asit ile, 6 aylık takiplerde, uzun dönem dolgu maddeleri ile kıyaslanabilir sonuçlar elde edilmektedir. Büyük partiküllü hyaluronik asit, küçük partiküllü hyaluronik asite göre daha iyi sonuçlar vermektedir.
Makaleye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
J Voice H Acid

04 Haziran 2009

Spazmodik Disfoni

Spazmodik disfoni (SD), fokal, erişkin çağda başlayan, larinks (gırtlak) kasları distonisidir. Larinks kaslarındaki spazma bağlı olarak konuşma sırasında seste kesilmeler oluşur. SD hastalarında belirtiler tipik olarak istemli konuşma sırasında oluşur. Dinlenme sırasında ya da refleks olarak fonasyon sırasında (öksürme, ağlama, gülme, esneme gibi) hastaların hiçbir semptomu olmayabilir. Şarkı söyleme ya da fısıltı sırasında şikayetlerde artma ve azalmalar görülebilir. Bu hastalığı oluşturan mekanizmalar henüz tam olarak bilinmese de, bazı hastalıkların ve çevresel faktörlerin oluşumunda rol oynadığı düşünülmektedir. SD, başka bazı distoniler (blefarospazm, tortikollis gibi) ve nörolojik hastalıklarla (Parkinson, Wilson, Huntington ve amyotrofik lateral skleroz gibi)  ile birlikte görülebilir. SD oluşumunu tetiklediği düşünülen çevresel faktörler arasında ise enfeksiyonlar, travma, stres ve bazı ilaçlar sayılabilir.   


16 Nisan 2009

Dünya Ses Günü

Ses, doğduğumuz ilk andan, ölmeden önceki son sözlerimize kadar çevremizle iletişim kurmadaki en önemli araçlardan biridir. Ses sağlığı hakkındaki toplum bilincini arttırmak amacıyla, 16 Nisan, "Dünya Ses Günü" olarak kutlanmaktadır. Bu vesile ile, tüm meslektaşlarımın ve konu ile ilgili diğer ses profesyonellerinin ses gününü kutluyor, tüm hastalarımıza sağlıklı bir ses diliyorum. 
Doç.Dr. Haldun OĞUZ


14 Mart 2009

Tıp Bayramı

Tüm meslektaşlarımın tıp bayramını kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.
Doç.Dr. Haldun OĞUZ

02 Ocak 2009

Baş boyun kanserlerinde olası yayılımın değerlendirilmesi

Baş boyun bölgesinde kanser olan hastalarda, hiçbir klinik yahut radyolojik belirti olmaksızın, %30'a varan oranlarda gizli metastazlar bulunabilmektedir. Tanı anında hangi hastaların bu %30'luk bölüme dahil olacağını bilmek olası değildir. Hastaların tamamının boyunda yayılımı varmış gibi tedavi edilmesi ise, hastaların %70'inin gerektiğinden daha ağır şekilde tedavi edilmesi, dolayısıyla daha fazla komplikasyona maruz kalması anlamına gelecektir. Clinical Otolaryngology dergisinde yayınlanan Goodyear PWA ve arkadaşlarının çalışmasına göre tümör dokusunun protein içeriği açısından analizi, gelecekte bu probleme ışık tutabilir. Araştırmacıların kısıtlı sayıda örnek üzerinden elde ettikleri sonuçlara göre, boyuna yayılım olan hastalarda heat shock protein 90, T complex protein 1 gamma, Bromodomain PHD finger protein 3 and lactate dehyrogenase A proteinlerinde artış, thymidine phosphorylase proteininde ise azalma tespit edilmiştir.
DOI: 10.1111/j.1749-4486.2008.01843_5.x

31 Aralık 2008

Sağlıklı Yıllar

Yeni yılın tüm hastalara ve meslektaşlarıma önce sağlık; beraberinde huzur, mutluluk ve başarı getirmesini dilerim.
Saygılarımla.
Doç.Dr. Haldun OĞUZ 

22 Aralık 2008

Kordektomi Sınıflaması

Avrupa Laringoloji Derneği (European Laryngological Society) tarafından tanımlanan güncel kordektomi sınıflaması şu şekildedir:
 
I subepitelyal
II subligamental
III transmuskuler
IV total
Va genişletilmiş (karşı kord)
Vb genişletilmiş (aritenoid)
Vc genişletilmiş (ventriküler fold)
Vd genişletilmiş (subglottis)  
VI anterior komissür kordektomi

19 Ağustos 2008

Damak cerrahisinin zamanlaması ve konuşma üzerine etkisi

Cleft Palate Craniofacial Journal dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, sendromik olmayan yarık damak hastaları, damak cerrahisinin yapıldığı zaman ve konuşma sonuçlarına göre karşılaştırılmıştır. Buna göre cerrahi sırasında daha küçük olan ve daha az sözcüksel gelişime sahip hastalarda, 3 yaşına gelindiğinde daha iyi konuşma sonuçları elde edilmektedir.
doi: 10.1597/06-244
--
Doç.Dr. Hâldun OĞUZ

12 Ağustos 2008

Laringofaringeal Reflü Hastalarında Özefagogastrik Bileşke Anormallikleri

Gastroözefageal reflü (GÖR) hastalarında, hastalığın ciddiyeti ile orantılı olarak, özefagogastrik bileşke distorsiyonunun mide kardiyasında kalıcı dilatasyona yol açtığı bilinmektedir. Laringofaringeal reflü (LFR) hastaları ile gastroözefageal reflü hastalarında kardia çevresini, hiatal herni varlığı ve boyutunu, özefajit-Barrett özefagus varlığını karşılaştıran bir çalışma yapılmıştır. 113 hastada yapılan bu çalışmanın sonucunda kardia çevresi ve Barrett görülme sıklıkları arasında fark olmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, LFR hastalarında, şikayetler GÖR hastalarına göre farklılık göstermekle birlikte, hastalar GÖR hastalarının karşı karşıya bulunduğu hastalığın gizli ilerlemesi ve kanserin geç tanısı risklerini taşıdığı yorumu yapılmaktadır.
--
Doç.Dr. Haldun OĞUZ

13 Haziran 2008

Ağrı kesici ilaçlar ve Hipertansiyon

British Medical Journal (BMJ)'ın 14 Haziran 2008 sayısında yayınlanan bir nota göre, sık kullanılan ağrı kesicilerden birisi olan Parasetamol'ün bir dozu (500 mg), 388 mmol sodyum içermektedir. Bu miktar, yaklaşık 1 g tuz ile alınan değere eşdeğerdir. Kronik parasetamol kullanımı ile ilişkilendirilen hipertansiyon, bu tuz içeriğinden kaynaklanıyor olabilir. Dolayısıyla, yazara göre, ilaçların içerdiği tuz miktarının üzerinde belirtilmesi, hatta mümkünse tuz içermeyen preparatların üretilmesi uygun olacaktır.
Konu ile ilgili iki BMJ bağlantısına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

26 Nisan 2008

SAĞLIKLI SES İÇİN ALTIN KURALLAR

Bu ayki konumuz ses hijyeni. "Sesin de hijyeni mi olurmuş?" demeyin, eğer sesiniz ile hayatınızı kazanıyorsanız, sesinizin sizin için ne kadar değerli olduğunu anlatmamıza gerek yok. Gelin, ses sağlığınızı korumak ve ses problemleri oluştuğunda onlardan bir an önce kurtulmak için uymamız gereken kurallara bir göz atalım.

Ses Hijyeni Nedir ?

Ses hijyeni, tıpkı ağız hijyeni gibi kişisel olarak takip etmemiz ve günlük hayatımız sırasında uymamız gereken bir çeşit davranışlar topluluğudur. Belirli şeyleri yaparak ve belirli şeyleri de yapmayarak sesimizin daha sağlıklı olmasını, daha az ses problemi ile karşılaşmayı ve bu problemler oluştuğunda onlardan en kısa sürede kurtulmayı sağlayabiliriz.

Sağlıklı bir ses için neler yapmalı, neler yapmamalı?

Düzenli ses egzersizleri yapın.
Nasıl bir atlet, performans sırasında kaslarının en iyi düzeyde olması için düzenli egzersiz yapıyorsa, siz de ses oluşturan kaslarınız ve diğer yapıları en iyi düzeye ulaştırmak için her gün ses egzersizleri yapmalısınız. Bu egzersizler, solunum desteğinizi arttırır, perde esnekliğinizi optimum düzeye getirir ve kaliteli bir rezonans için gereklidir. Tüm ses egzersizlerine ısınma egzersizleri ile başlayın ve mutlaka soğuma egzersizleri ile tamamlayın.

Düzenli fizik egzersiz yapın.
Unutmayın ki, sesiniz zihinsel ve duygusal durumunuzun, hatta vücudunuzun tamamını nasıl hissettiğinizin bir yansımasıdır. Herhangi bir yeriniz ağırır iken ya da moraliniz bozukken sesinizin nasıl çıktığını bir düşünün. Değil karşınızdaki kişiler, telefonda sesinizi duyanlar bile sizde bir problem olduğunu anlamazlar mı? Demek ki sağlıklı bir ses için sağlıklı bir vücut şart! Düzenli fizik egzersiz ile hem vücut postürünüz mükemmelleşir, hem de ses üzerine etkisinden ileride detaylı olarak bahsedeceğimiz stresten uzaklaşırsınız. Vücut postürünüzün düzelmesi, iskelet ve kas desteğinin sağlanması ile solunum desteğinizi olumlu yönde etkiler.

Sigara içmeyin!!!
Sesini önemseyen birisinin sigara içmesi pek de anlaşılır bir durum değil. Tamam, biliyoruz ki, Türk erkeklerinin %60'ı ve Türk kadınlarının %20'si sigara içiyor ve her yıl ülkemizde yaklaşık 100,000 kişi sigaraya bağlı nedenlerle aramızdan ayrılıyor ama bu kötü alışkanlığın özellikle ses sağlığı ile ilgili yaptıkları neler? Sigara öncelikle dehidratasyona yani su kaybına yol açıyor. Dudaklardan başlayarak bütün ses yolunu kurutuyor ve bu bölgelerde irritasyona ve iltihaba yatkınlığa neden oluyor. Bunların yanı sıra, seste kısıklığa ve kabalaşmaya, yani ses kalitesinde bozulmaya yol açıyor. İşin kötüsü, pasif sigara içimi yani kendisi sigara kullanmayanların çok sigara içilen yerlerde bulunması da ses kalitesini olumsuz olarak etkiliyor. Son olarak da biliyorsunuz ki sigara öldürüyor (bakınız sigara paketlerinin üzeri). Larinks (gırtlak) kanseri sigara içmeyenlerde nerede ise hiç görülmüyor ve larinks ile akciğer kanserlerinin baş aktörü sigara kullanımı!

Yeterli miktarda sıvı tüketin .
Ses tellerinizin istediğiniz performansı sağlaması için günde en az 2 litre kafeinsiz sıvı alımına ihtiyacı vardır. Sesiniz için en sağlıklı sıvı sudur. Günde 8-10 bardak içilen su, ses telleriniz için gereken lubrikasyonu sağlamanın yanı sıra gerekli subglottik (ses telleri altından gelen) basıncın da azalmasını sağlar. Sıcak spotlar altında ya da sıcak açık hava konserlerinde performans sergilerken elbette bu ihtiyaçlar da artar. Kolalı, alkollü, kafeinli içecekler ne yazık ki suyun sağladığı pozitif etkiyi sağlamaz, aksine sıvı kaybına yol açarak sıvı ihtiyacınızı arttırır.

Doç.Dr. Haldun OĞUZ tarafından kaleme alınan bu yazı, Volume dergisi Mayıs 2006 sayısında yayınlanmıştır.

15 Nisan 2008

Dünya Ses Günü

16 Nisan tarihi başta İngiltere ve ABD olmak üzere dünyanın değişik ülkelerinde "Dünya Ses Günü" olarak kutlanmaktadır. Ses sağlığı ve hastalıkları konusunda toplum bilincini arttırmayı amaçlayan bu gün dolayısıyla tüm ses camiasının gününü kutluyoruz.
Sağlıklı bir ses dileğiyle...
Doç.Dr. Hâldun OĞUZ

11 Nisan 2008

Laringofaringeal Reflü Bulguları

Beaver ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmaya göre laringofaringeal reflü tanısı için en yardımcı klinik bulgular, supraglottis, glottis ve subglottisin hiperemisi ve ödemidir. Pakidermi, granülom, nodül, prenodül, polip, lökoplazi ve perdeler ise ayırt edici bulgular değildir. Bu çalışmaya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

04 Nisan 2008

Profesyonel Ses Derneği Toplantısı

Profesyonel Ses Derneği tarafından düzenlenen "Ses Hastalıkları Tedavisinde Güncel Yaklaşımlar" konulu toplantı 19-20 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara'da yapılacaktır. İlgililer toplantı programı ve detaylı bilgiye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirler.
http://www.professional-voice.org/ses_hastaliklari.pdf

02 Nisan 2008

VESTİBULER NÖRİTTE STEROİD TEDAVİSİ

Otology Neurotology dergisi Nisan 2008 sayısında yer alan bir makaleye göre, vestibüler sedatiflerin yanı sıra, 1 mg/kg prednizon ile 5 gün tedavi edilen, ardından 15 gün boyunca düşen dozlarda steroid alan hastalarda daha erken dönemde vestibuler semptomların düzeldiği belirtilmektedir. Hastaların tedavi ardından yapılan 1, 3 ve 6. ay kontrollerinde, steroid almayan gruba göre daha iyi düzelme gösterdiği, ancak 12.ay kontrolünde iki grup arasında anlamlı fark bulunmadığı belirlenmiştir. 
DOI: 10.1097/MAO.0b013e3181692804 

30 Mart 2008

TİNNİTUS TEDAVİSİNDE MEMANTİN'İN YERİ

Otolaryngology Head & Neck Surgery dergisi Nisan 2008 sayısında yayınlanan bir makaleye göre, 90 günlük, plasebo kontrollü, çift kör bir çalışmanın sonucuna göre, tinnitus hastalarında memantin tedavisi ile plaseboya üstünlük sağlananmamıştır.
Bilindiği üzere, memantin, NDMA reseptörlerini bloke ederek fonksiyon gösteren bir Alzheimer ilacıdır.
Memantin & tinnitus

19 Şubat 2008

MEVSİMSEL ALERJİK RİNİT TEDAVİSİNDE TOPİKAL ANTİHİSTAMİNİK VE TOPİKAL STEROİD

Annals of Allergy, Asthma & Immunology dergisi Ocak 2008 sayısında yayınlanan bir makaleye göre mevsimsel alerjik rinit semptomlarının kontrolünde, topikal olarak azelastin ve flutikazonun birlikte kullanımı, kendi başlarına kullanımına göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha etkin bulunmuştur. Makaleye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 

26 Ocak 2008

7. AVRUPA LARİNGOLOJİ DERNEĞİ KONGRESİ

Avrupa Laringoloji Derneği (ELS)'nin 7. Kongresi 29-31 Mayıs 2008 tarihleri arasında Barcelona (İspanya)'da yapılacak. Toplantı ile ilgili detaylara ELS internet sitesinden ulaşabilirsiniz.
http://www.elsoc.org/

24 Ocak 2008

PERİTONSİLLER ABSE NEDİR?

Peritonsillar abse, iltihap (koyu, beyaz-sarı bir sıvı) ile dolu sınırlı bir bölgenin, boğazda, bademciklerden birisinin yakınında oluşmasıdır. Genellikle bir bademcik enfeksiyonunu takiben oluşsa da, neden bazı insanlarda olup bazı insanlarda olmadığı bilinmemektedir. Enfeksiyöz mononükleozis yada diş veya diş eti iltihaplarına ikincil olarak da oluşabilir. Sigara kullananlarda daha sıklıkla görüldüğü bildirilmektedir. Peritonsiller absenin tanı ve tedavisi Kulak Burun Boğaz hekimleri tarafından yapılmaktadır.
Konu ile ilgili, American Family Physician dergisi 15 Ocak 2008 sayısında yer alan bir makaleye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
--
Dr. Haldun OGUZ
drhoguz@gmail.com

14 Kasım 2007

DÜNYA DİABET GÜNÜ

Dünya Diabet Günü, Uluslarası Diabet Federasyonu ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından, dünya üzerinde artan diabet sorununa dikkat çekmek amacıyla oluşturulmuş bir projedir. 20 Aralık 2006'da Birleşmiş Milletler, Dünya Diabet Günü'nün bir Birleşmiş Milletler günü olarak tanınması ve 14 Kasım 2007'den itibaren bu günün her yılın aynı günü gerçekleştirilmesine karar vermiştir. 

29 Ekim 2007

CUMHURİYET BAYRAMI

Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun. 
Yüce Ata'mızın dediği gibi "Ne mutlu Türküm diyene!..."

11 Eylül 2007

OTİTİS MEDİA VE ÇOCUK GELİŞİMİ ÜZERİNE ETKİSİ

Otitis media ve çocuklarda dil-konuşma ve akademik performansa etkisi konulu Pediatrik KBB Derneği toplantısında yapılan konuşma görsellerine ait .pdf dosyaya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Dr. Haldun OĞUZ

31 Ağustos 2007

ÇOCUK SES TELİ PARALİZİLERİNDE TEDAVİ

Archives of Otolaryngology Head and Neck Surgery'nin Ağustos 2007 sayısında yayınlanan bir makaleye göre unilateral vokal kord paralizisi olan çocuklarda injeksiyon laringoplasti, tiroplasti ve ansa servikalis - rekürren laringeal sinir greftlemesi tekniklerinin herhangi birisi ile tatminkar sonuçlar alınabilmektedir.  

21 Temmuz 2007

OLGU SUNUMU: VIRCHOW NODU (TROISIER BELİRTİSİ)

New England Journal of Medicine'ın 19 Temmuz tarihli sayısında verilen bir olgu sunumunu sizlerle paylaşmak istiyorum. 56 yaşında, boyun sol tarafında ağrısız şişlik ve sarılık şikayetleri ile başvuran kadın hastanın yapılan muayenesinde sol supaklaviküler bölgede 6x6 cm boyutlarında bir şişlik belirlenmiş. Akciğer grafisi ve abdomen BT'sinde akciğer ve karaciğerde çok sayıda tutulum tespit edilen hastanın üst GİS endoskopisinde Vater ampullasında kitle tespit edilmiş. Buradan ve boyun kitlesinden alınan biyopsiler, adenokarsinom ve metastazı olarak rapor edilmiş. Sol supraklavikuler bölgeye abdominal malignitelerin torasik kanal yoluyla metastaz yapabileceğinin akılda tutulması gerekliliği vurgulanmıştır. 
 

25 Haziran 2007

GENİZ ETİ VE BURUN İÇİ STEROİD SPREY KULLANIMI

İtalya'da yapılan ve Pediatrics dergisi Haziran 2007 sayısında yayınlanan bir makaleye göre %75'ten fazla nazofarinksi tıkayan adenoid dokusu (geniz eti) bulunan çocuklarda burun için mometazon furoat kullanımı sonrası plaseboya oranla anlamlı dercede küçülme olduğu bildirilmektedir.

07 Haziran 2007

ADENOİDEKTOMİ VE VENTİLASYON TÜPÜ

Avustralya'dan yapılan ve Laryngoscope dergisi Mart 2007 sayısında yayınlanan, 50000'den fazla çocukta yapılan ventilasyon tüpü tatbiki prosedürlerini değerlendiren bir çalışmaya göre, ventilasyon tüpü uygulanması (VTU) sırasında adenoidektomi (geniz eti ameliyatı) yapılması, tekrar VTU gerekliliğini azaltmaktadır.  

21 Mayıs 2007

ROSİGLİTAZON VE KARDİYOVASKÜLER RİSK

Tip II Diabetes Mellitus tedavisinde kullanılan rosiglitazon içerikli ilaçların Myokard enfarktüsü riskini ve kardiovasküler nedenli ölüm riskini arttırdığını bildiren bir çalışma New England Journal of Medicine dergisinin 14 Haziran sayısında yayınlanacaktır. İlgililer yazıya başlığa tıklayarak ulaşabilirler.

08 Mayıs 2007

VOKAL KORD POLİP VE KİSTLERİNDE SES TERAPİSİ

Otolaryngology Head and Neck Surgery dergisi Mayıs 2007 sayısında yayınlanan bir makaleye göre vokal kord polip ve kistlerinin %49'u sadece ses terapisi ile tedavi edilebilmektedir. Şeffaf poliplerin fibrotik veya hemorajik poliplere göre ses terapisinden daha çok fayda gördüğü bildirilmektedir. Makalenin özetine başlığa tıklayarak ulaşabilirsiniz.
--
Dr. Haldun OĞUZ
drhoguz@gmail.com

19 Nisan 2007

TİNNİTUS TEDAVİSİNDE GABAPENTİN

Archives of Otolaryngology dergisi Nisan 2007 sayısında yer alan bir çalışmaya göre, İdiopatik Subjektif Tinnitus tedavisinde 8 haftalık gabapentin kullanımı ile plasebo arasında anlamlı fark tespit edilememiştir. Makalenin özetine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 

14 Nisan 2007

ULUSAL DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI KONGRESİ

4. Ulusal Dil ve konuşma Bozuklukları Kongresi, 3-5 Mayıs tarihlerinde Yeditepe Üniversitesi ev sahipliğinde İstanbul'da yapılacak. Kongre ile ilgili bilimsel programa http://www.udkbk.org/3.asp  adresinden ulaşabilirsiniz.
--
Dr. Haldun OGUZ

11 Nisan 2007

ALSTRÖM SENDROMU

Progresif görme ve işitme kaybı olarak tanımlanan Alström sendromu, genetik geçişlidir. Etkilenen diğer organ sistemleri arasında böbrekler, kalp ve endokrin sistem sayılabilir. Annals dergisinin Nisan 2007 sayısında konu ile ilgili bir makaleye ulaşabilirsiniz. http://www.annals.com/2007/Apr2007_Abstracts.htm#281
--
Dr. Haldun OGUZ
drhoguz@gmail.com

29 Mart 2007

PERİFERİK FASİAL PARALİZİDE ANTİVİRAL TEDAVİ

Otology Neurotology dergisi Nisan 2007 sayısında yayınlanan bir makaleye göre, standart prednizolon tedavisine ek olarak 1000 mg/gün, 5 gün valasiklovir tedavisi verilen bireylerde düzelmenin sadece prednizolon alan bireylere göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür.
ONO 042007

13 Mart 2007

SES TERAPİSİ

Ses terapisi, ses problemlerinin tamamında kullanılabilecek bir tedavi yöntemidir. Bazı ses rahatsızlıklarında tek tedavi yöntemi olarak kullanılır iken, bazılarında ise tıbbi (ilaçla) veya cerrahi tedavinin öncesi ve sonrasında destekleyici olarak kullanılabilir. Çok faydalı olmasına rağmen, hiçbir ses patolojisi için özgün bir ses terapisi yöntemi yoktur. Aksine, her hasta için seçilen ses terapisi yöntemi, yoğunluğu ve süresi, hastanın ihtiyaçlarına göre birbirinden farklı olmalıdır. İdeal olarak ses terapisine başlamadan önce hastanın ses probleminin nedeni belirlenmelidir. Bu amaçla objektif ses analizinin yapılması ve ses tellerinin videolaringostroboskopi ile değerlendirilmesi gereklidir. Elde edilen bulgular hasta ve ses terapisinde aktif rol oynayacak ekip ile (Kulak Burun Boğaz Uzmanı ve Ses Patoloğu)   ve eğer hasta bir ses profesyoneli ise sesi ile ilgilenen diğer kişilerle (Ses Koçu, Şan Eğitmeni gibi) birlikte değerlendirilmeli ve terapi amaçları belirlenmelidir.

Son yıllarda larinks (gırtlak, hançere) hakkındaki bilgilerde görülen ani artış, ses ve ses rahatsızlıklarının fizyolojisi, bozuklukları ve tedavisine olan ilgiyi de arttırmıştır. Bu sayede sesin objektif değerlendirmesi ve ses tellerinin görüntülenmesi konularında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Böylece, çok daha hızlı ve doğru tanılar elde edilmekte ve tedavi sürecine bir an önce geçilebilmektedir. Her geçen gün, hem ses rahatsızlıkları ile uğraşan sağlık profesyonellerinin, hem de sesi ile hayatını kazanan ses profesyonellerinin zaman kısıtlılıkları da arttığından, günümüzdeki ses terapi protokolleri yaklaşık 6-10 seans olarak planlanmaktadır. Her ses terapisi yönteminin amaçları farklı olmakla beraber, tüm ses terapi teknikleri için evrensel olan bazı genel hedefler de mevcuttur. Bunlar gerek cerrahi öncesi yada cerrahi sonrası için verilen ses terapileri, gerekse tek tedavi olarak kullanılacak ses terapisi için önem arz eder:

  1. Hasta eğitimi: Hasta eğitimi, tüm tedavi protokolleri için birinci basamaktır. Her hasta, sesin nasıl oluştuğunu ve kendilerindeki problemin sesinde nasıl bir sıkıntıya yol açtığını anlamalıdır. Hasta ses terapisinin mantığını, kullanılacak tekniği ve tedavinin amaçlarını anlamalıdır. Tedavi yaklaşımı hastanın aklına yatmıyorsa, yada terapiyi uygulayacak kişi kararlı değil veya yeterli açıklama yapmıyorsa, hastanın tedavi programına uyum göstermesi güç olacaktır.
  2. Ses hijyeni: Her hasta için uygulanması gereken ses hijyeni kurallarının yanı sıra, her hasta için özgün olarak dikkat edilmesi, buna uygun olarak yapılması/yapılmaması gereken konular belirlenmelidir. Örneğin tüm ses kullanıcıları için yeterli sıvı alımı, gerekirse bulunulan ortamın nemlendirilmesi önemlidir. Kişisel ses kullanım alışkanlıkları hakkında bilgi sahibi olunması, genellikle sesin yoğun olarak kullanıldığı ortam ve ortamdaki gürültü özelliklerinin bilinmesi, ve diğer çevresel faktörlerin irdelenmesi daha sağlıklı ses alışkanlıklarının kazanılmasını sağlayacaktır. Sigara kullanılmaması, genel stresin azaltılması, kullanılan ilaçlar ve bunların vücut sıvıları üzerine etkisinin bilinmesi de önemli gerekliliklerdir.
  3. Aşırı ses kullanma davranışının düzeltilmesi: Ses kısıklığı olan bireylerin daha alçak sesle konuşmasının sağlanması, yüksek sesle konuşmanın önlenmesi, alışkanlık haline gelmiş veya sık tekrarlanan boğaz temizleme hareketinin önlenmesi önemlidir. Sesin gün içerisinde toplam kullanımı azaltılmalıdır. Yüksek sesle gülmek, ağlamak ve öksürmek de sese zarar veren davranışlardır. Tüm bu kurallar, nörolojik nedenlere bağlı yada hipofonksiyonel ses kısıklığı olan hastalar dışında ses problemi olan bireyler için kullanılabilir.
  4. Üzerinde anlaşılan amaçlar ve beklentiler: Ses problemi olan birey ve ses terapisini verecek kişi, sesle ilgili bir problem olduğu, bununla ilgili bir şeyler yapılması gerektiği, izlenecek yol ve amaçlanan hedefler konusunda fikir birliği içerisinde olmalıdır.
  5. Hastanın sesindeki değişiklileri fark edebiliyor olması: Eğer hasta, sesinde ses terapisi ile oluşan değişiklikleri fark edemiyor yada hissedemiyor ise, ses terapisi fayda sağlayamaz. Bu durum ses profesyonellerinde sık rastlamadığımız, ancak özellikle yaşlı popülasyonda ve nörolojik problemli bireylerde çok karşılaştığımız bir durumdur.

Hepinize sağlıklı ses dileklerimle…  

Dr. Haldun OĞUZ tarafından kaleme alınan bu yazı, Volume dergisi Ekim 2006 sayısında yayınlanmıştır.

09 Mart 2007

ANİ İŞİTME KAYBI

Bir gece önce yatağa girerken hiçbir probleminiz yoktu, ancak uyandığınızda bir de baktınız ki, bir kulağınız duymuyor. Ve hatta tarif etmekte zorlandığınız bir ses kulağınızdan gitmiyor. 'Gürültü mü desem, çınlama mı desem' diyorsunuz. Ne yapmalı, paniğe kapılmaya gerek var mı, hemen bir doktora gidelim mi, yoksa kendisi geçer diye bir süre bekleyelim mi? Gelin tıp dilinde 'İdiopatik ani sensorinöral işitme kaybı' dediğimiz 'Ani işitme kaybı' konusunda bildiklerimize bir göz atalım.  

 

Ani işitme kaybı, tanım olarak, üç gün içerisinde aniden yada ilerleyici olarak gelişen, odyolojik incelemede (işitme testi) birbirini izleyen en az üç oktavda 30 dB veya daha üzerinde işitme kaybı ile karakterize bir sağlık problemidir. Sağlık problemi diyoruz, çünkü bu rahatsızlık, tek başına bir hastalık değil, aksine birçok değişik rahatsızlığın ilk belirtisi olarak oluşabilen bir durum. 60 yıl kadar önce ilk tanımlanmasından bu yana, benim de aralarında bulunduğum, birçok araştırmacı bu konu hakkında yüzlerce klinik ve deneysel araştırma yayınlamasına rağmen, hala tam olarak nedeni, hastalığın gidişatı ve tedavisi hakkında bir fikir birliği bulunmamaktadır. Literatürde tedavisine yönelik şimdiye kadar 51 ayrı tedavi yöntemi tanımlanmış olması da bu kafa karışıklığının objektif göstergesi olsa gerek.

 

Her ne kadar, tanısı ve tedavisi konusunda bir fikir birliği olmaması kafamızı karıştırıyor olsa da, bu durum, karamsar olmamız için bir neden değil. Sahip olduğumuz bazı bilgiler içimizi rahatlatıyor. Bunlardan birincisi, bu hastaların yaklaşık yarısının kendiliğinden, hiçbir tedaviye ihtiyaç olmaksızın düzeliyor olması. İkincisi, uygun tedavi yöntemleri ile kendiliğinden düzelmeyen hastaların büyük çoğunluğunda işitmenin tekrar eski düzeylerine geri döndürülebiliyor olması. Altı çizilmesi gereken nokta, ani işime kaybının acil bir durum olduğunun bilinmesi gerekliliğidir. Eski hocaların deyişiyle 'Ani işitme kaybı, kulağın enfarktıdır.' Dolayısıyla, fark edilir edilmez bir Kulak Burun Boğaz Uzmanı'na ulaşmak uygun bir davranış olacaktır. Ani işitme kaybının hasta tarafından hissedilen belirtileri, kulak çınlaması, işitmede azalma, kulakta doluluk yada dolgunluk hissi, baş dönmesi yada dengesizlik hissi olabilir. Elbette, bu belirtiler dış kulak yolu iltihabı yada kulak salgılarının dış kulak yolunda birikmesi (buşon) gibi çok daha sık görülen ve çok daha basit patolojilere bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bir yada birkaçının varlığı ile başvuran bir hastada yapılan işitme testi ile 'Ani İşitme Kaybı' tespit edildiğinde, tanı ve tedavi yöntemleri ile ilgili çalışmalara hemen başlanır. Günümüzde iç kulak tomografisi ve manyetik rezonans inceleme gibi ileri, detaylı inceleme imkanlarımız olmasına rağmen, bu hastaların %90'ında herhangi bir neden belirlenememektedir. Bu şeklide nedeni bulunamayan işitme kayıplarının geçirilmiş viral üst solunum yolu infeksiyonlarına, damar problemlerine veya bağışıklık sistemini etkileyen patolojilere bağlı olduğu değişik deneysel çalışmalarda ortaya konmuştur. Bu noktadan hareketle, hastalar başta steroidler (kortizon gibi) olmak üzere, bir grup ilaçla tedavi edilmek üzere hastaneye yatırılmaktadır. Steroid tedavisinin tüm vücut ve ses sağlığı üzerine etkisi konusu üzerinde gelecek sayılarımızdan birinde duracağız.  Güncel tedavi yaklaşımı, steroidler, kan sulandırıcı ilaçlar, kan arttırıcı ilaçlar ve bağışıklık sistemini güçlendirici ilaçların kombine kullanımını içermektedir. Hatta, daha etkili olabilmeleri için bu ilaçların bir kısmı orta kulak içerisine doğrudan uygulanabilmektedir.

Hepinize sağlıklı bir ses ve işitme dileğiyle…

Dr. Haldun OĞUZ tarafından kaleme alınan bu yazı, Volume dergisi Şubat 2007 sayısında yayınlanmıştır.

01 Mart 2007

ÇOCUKLARDA AĞIZ SAĞLIĞI

Çocukluk çağında alınan ağız sağlığı önlemleri, çocuğun tüm vücut sağlığı üzerine etkilidir. American Family Physician dergisinin 15 Şubat sayısında yer alan kısa ve eğitici makaleye ulaşmak için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.
 

11 Şubat 2007

WERNER SENDROMU VE SES

Werner Sendromu, erken yaşlanma bulguları ile seyreden, nadir görülen bir klinik durumdur. Beraberinde sıklıkla bulunan patolojiler, diabetes mellitus, katarakt, hipogonadizm, cilt atrofisi, osteoporoz ve ses tellerinde hacim azalmasına bağlı bowing'dir. Ses kalitesinden ciddi kaybı olan bu hastalar genellikle augmentasyon yada medializasyon laringoplastiden fayda görürler.
--
Dr. Hâldun OĞUZ
drhoguz@gmail.com

10 Şubat 2007

SAĞLIKLI SES İÇİN SAĞLIKLI REZONATÖR 2

Burun problemleri arasında en sık rastlanan durum, septum deviasyonu adı verilen burun kıkırdak ve kemiğinin eğrilikleridir. Burun dışındaki deformiteler daha çok estetik bir problem oluştururken, burun içerisinde eğrilikler fonksiyonel problemlere yol açar. Septum deviasyonunun tek tedavisi cerrahi olarak bu durumun düzeltilmesidir. Bu patolojiye yönelik cerrahi tüm Kulak Burun Boğaz uzmanlarının eğitimi içerisinde öğrendiği ve en sık uyguladığı operasyonlardandır. Daha az farkında olunan ve önemi son yıllarda artan bir başka durum ise alt konka patolojilerdir. Konkalar, burun içerisinde her iki yanda bulunan, burundan alınan havanın akciğerlere gitmeden önce ısıtılmasını, temizlenmesini ve filtre edilmesini sağlayan yapılardır. Ancak bu yapılar, özellikle alt konka, herhangi bir nedenle aşırı büyüdüğü zaman bu koruyucu fizyolojik fonksiyonlarını kaybedip burun tıkanıklığı yapan patolojik bir durum haline gelmektedir. --
Dr. Hâldun OĞUZ
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

09 Şubat 2007

DUDAK VE DAMAK YARIĞI

Dudak ve/veya Damak Yarığı (DDY); gebeliğin ilk üç ayı içerisinde, ağzı oluşturan yapıların orta hat üzerinde birleşememeleri sonucunda, damak ve/veya dudakta görülen doğumsal gelişim bozukluklarıdır. Özellikle orta-yüz ve ağız boşluğunu içeren önemli bir gelişimsel bozukluk olarak tanımlanır. Etyolojisinde, genetik faktörler, çevresel teratojenler ve gen mutasyonu gibi multifaktöriyel nedenler yatmaktadır. DDY'ye kimi zaman kranyofasiyal anomaliler (yetersiz yüz gelişimi), ortodontik bozukluklar, psikolojik bozukluklar ve otolojik bozukluklar (işitme kaybı, östaki tüp işlevinde bozukluklar gibi) eşlik edebilir. Yarık tek yada çift taraflı olabilir. DDY farklı şekillerde sınıflandırılabilmektedir. 1931'de Veau DDYyi şöyle s ınıflandırmıştır;
  • izole yumuşak damak yarığı
  • izole sert ve yumuşak damak yarığı
  • tek taraflı dudak-damak yarığı
  •   çift taraflı dudak-damak yarığı
DDY tanılamasında Velofaringeal yetersizliği de (VFY) değerlendirmek gerekir. VFY, yumuşak damak hareketinin yetersiz olmasına bağlı konuşma esnasında ağız ve burun boşluklarının birbirinden tam olarak ayrıştırılamaması, yani, velofaringeal kapanmanın tam olmamasıdır.
Psikolog Duygu Ekinci
Dil ve Konuşma Patoloğu

08 Şubat 2007

SAĞLIKLI SES İÇİN SAĞLIKLI REZONATÖR 1

Burun, birçok değişik fonksiyona sahip bir organımız. Önemli fonksiyonları arasında nefes alma ve hayati öneme sahip hava yolunun ilk basamağını oluşturma birinci sırada geliyor. Ayrıca, hayatı bizler için anlamlı kılan koku alma da bir diğer değerli fonksiyonu... Bunların yanı sıra, ses profesyonelleri için önemi büyük olan rezonatör bir organ olma özelliği de burunu ve paranazal sinüsleri ses için önemli bir organ haline getiriyor. Burun ve paranazal sinüslerin rezonatör özelliği sayesinde sesin rengi ve kalitesi çok daha iyi bir seviyeye geliyor. Aslında bu fonksiyon çoğumuz tarafından ciddi bir sinüzit atağı yada ciddi burun tıkanıklığına yol açan başka sorunlar yaşayana kadar pek de fark edilmiyor. Ancak böyle bir durum oluştuğunda önce sanatçının kendisi, ardından da çevresindekiler, ses kalitesinin pek de eskisi gibi olmadığını fark ediyor. --
Dr. Hâldun OĞUZ
drhoguz@gmail.com

21 Ocak 2007

FRAJİL X SENDROMU VE KONUŞMA PATOLOJİLERİ

     Kalıtsal zekâ geriliğinin ve öğrenme güçlüğünün bilinen en sık nedeni olan Frajil X sendromu (FXS), FMR–1 genin mutasyonuna bağlı olarak görülen genetik bir bozukluktur. Her iki cinsiyette görülmekle birlikte, erkeklerde semptomlar daha ağır seyretmektedir. 

     Frajil X sendromlu kişilerin fiziksel, davranışsal ve bilişsel gelişim alanlarında normal gelişimden faklılaşan özellikler gözlenmektedir. Özellikle erişkin erkeklerde, uzun yüz, büyük ve belirgin kulaklar ve makroorşidizm görülür. Düztabanlık ve bağ dokuyla ilgili problemleri belirgindir. Küçük çocuklar ve kadınlarda bu özelliklerden bazıları bulunabilir ya da gelişimleri normal seyredebilir.

      Duyusal uyaranlara çok hassas olan FXS olan bireyler kalabalığa, gürültüye ya da dokunmaya tepki gösterebilirler. Kimi FXS olan bireyler sosyal ilişki kurabilen arkadaş canlısı olabildikleri gibi, kimileri ise otistik-benzeri davranışlar gösterebilirler.

      Frajil X sendromlu erkek çocukların hemen hepsinde hafiften ciddiye kadar değişebilen derecelerde öğrenme güçlüğü ve ağır kognitif bozukluk görülebilir. FXS olan kız çocukların ve kadınların çoğunda ise zeka normal seyrederken, yaklaşık üçte birinde öğrenme sorunları görülür. Hastalıktan etkilenen kızların çoğunda öğrenme güçlükleri hafif ya da orta düzeydedir. Öğrenme güçlüğünün yanında FXS olan bireylerde hiperaktivite bozukluğu, dikkat eksikliği, hızlı konuşma, hece ve sözcük tekrarları (ekolali), ince ve kaba motor hareketlerde güçlük ve duyusal bilgileri algılamakta ve uygun yanıtı vermekte zorluk görülebilir.

      FXS olan bireylerin karşılaştıkları sorunlardan bir diğeri de dil ve konuşma alanında gözlenir. Gecikmiş dil ve konuşma hemen hemen bütün FXS olan bireylerde görülür. Konuşmanın üretimi açısından bakıldığında, çoğu FXS olan bireylerde konuşma üretimi 3 ya da 4 yaşına kadar görülmeyebilir. FXS olan erkelerin yaklaşık % 15 inde işlevsel konuşma edinimi olmamaktadır. Ancak, hemen hemen bütün FXS olan çocuklar alternatif ve destekleyici iletişim yöntemleriyle iletişim kurmayı öğrenebilmektedirler. Alternatif ve destekleyici iletişim yöntemleri basit resimli kartlardan yüksek teknolojili, bilgisayar merkezli konuşmaya kadar değişiklik göstermektedir.  FXS olan çocukların büyük bir çoğunluğunda konuşma üretimi gerçekleşmektedir. FXS olan çocuklar, özellikle konuşma hızının ve/veya sözcük sıralama veya cümle kurma hızının azaltılmasına yönelik destekleyici eğitime gereksinimleri olmaktadır. Ayrıca, konuşma üretimi gerçekleşse bile, bu çocukların birçoğu açık ve anlaşılır konuşmakta sorun yaşamaya devam etmektedirler.
Psikolog Duygu Ekinci
Dil ve Konuşma Patoloğu

19 Ocak 2007

ANİ İŞİTME KAYBI VE HİPERBARİK OKSİJEN TEDAVİSİ

Hiperbarik oksijen tedavisi, hastaya yüksek basınçlı %100 oksijen solutulması prensibi ile çalışan bir tedavi yöntemidir. Uzun yıllardır, değişik hastalıkların tedavisi için kullanılmaktadır. Ani işitme kaybı olan hastalarda hiperbarik oksijen tedavisi ile ilgili literatürde yaklaşık 75 kadar makale bulunmaktadır. Bunlardan yalnızca 6'sı randomize, kontrollu klinik çalışmalardır. Bu makalelerin sonuçları incelendiğinde hiperbarik oksijen tedavisinin, akut dönemde ve genç hastalarda rutin tedavi yöntemlerine ek kazanç sağlayabileceği düşünülmektedir.

09 Ocak 2007

INTRATIMPANIK STEROID TEDAVİSİ

Laryngoscope 2007 Ocak sayısında yayınlanan bir çalışmaya göre, oral steroid tedavisinden fayda görmeyen hastalarda uygulanan 'kurtarma' intratimpanik steroid tedavisi, özellikle ilk 6 hafta içerisinde başvuran hastalarda, kurtarma tedavisi almayan hastalara göre belirgin düzelme sağlamaktadır. Bu düzelme mükemmel olmamakla beraber, 20 dB PTA artışı veya %20 SDS düzelmesi hastaların yaklaşık %40'ında sağlanabilmektedir. Bu oran ikinci tedaviyi kullanmayan kontrol hastaları için %10 civarındadır. Yazının özetine sağ sütundaki Laryngoscope bağlantısından ulaşabilirsiniz. 
Dr. Hâldun OĞUZ
 

LARİNGOFARİNGEAL REFLÜ VE FONKSİYONEL DİSFONİ

Karkos ve arkadaşları tarafından yapılan ve Annals'ın 2007 Ocak sayısında yayınlanan bir makaleye göre pH probu ile tanı koyulan objektif laringofaringeal reflü ile fonksiyonel disfoninin ilişkili olabileceği bildirilmektedir. Makalenin özetine yukarıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Dr. Hâldun OĞUZ

04 Ocak 2007

MITOMYCIN C VE FRONTAL RESES CERRAHİSİ

American Journal of Rhinology dergisinin 2006 yılı son sayısında yer alan bir çalışmaya göre frontal resese yönelik girişimde bulunulan kronik sinüzit hastalarında mitomycin C kullanımı ile, restenozun yüksek oranlarda önlenebildiği bildirilmiştir. Bilindiği üzere, mitomycin C'nin etki mekanizması fibroblast proliferasyonunun önlenmesidir. Çalışmanın özetine, bu yazının başlığına tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Dr. Haldun OĞUZ

28 Aralık 2006

KRONİK OTİT VE TAD DUYUSU

Otology Neurotology dergisi Ocak 2007 sayısında yer alan bir makaleye göre kronik otitis media ve kolesteatom, tad fonksiyonlarını negatif yönde etkilemektedir.
ONO 0107

21 Aralık 2006

SES PROFESYONELLERİNDE AKUT SES PROBLEMLERİ

Ses profesyonellerindeki problemlere yaklaşımdaki ilk adım, kişinin detaylı bir sağlık ve ses kullanımı hikayesinin alınmasıdır. Genellikle ses sanatçısı kolaylıkla problemin ne olduğunu tanımlayabilir, ama bazı durumlarda, şikayetlerin ne olduğu ve şikayete neden olan durumlar çok da açık bir şekilde ortaya konamayabilir. Bazen, performans tedirginliği, hasta olmaya bağlı gerginlikle birleşince, ses sanatçısı sorunlarını çok açık olarak paylaşmak istemeyebilir. Sanatçının ses doktoru ve ses koçu ile olan içten ilişkisi, ve onların sanatçıyı her yönüyle tanıyor olmaları çoğunlukla bu sorunu aşmak için en önemli yardımcı olacaktır.

Ses profesyonellerinin akut ya da kronik ses problemlerini aşmaya çalışırken en büyük yardımcılarımızdan birisi, bu önemli gruba özel hazırlanan hasta bilgi formlarıdır. Bizim şu anda bu hasta grubu için kullandığımız form, Prof.Dr. Sataloff tarafından oluşturulan 'Profesyonel Ses Kullanıcıları için Hasta Hikaye Formu'nun bir modifikasyonudur. Yedi sayfadan oluşan bu form, hastayla ilgili genel bilgilerin yanı sıra ; ses problemi ile ilgili detayları, kişinin ses eğitimi geçmişi ile ilgili bilgileri, ses kullanım sıklığı ve kalitesini, ses ısınma egzersizlerini, genel sağlık bilgilerini, kişisel alışkanlıklarını, sağlıkla ilgili kişisel ve aile geçmişinin detaylı incelemesini ve maruz kaldığı ses risklerini içermektedir.

Ses problemi kısa süredir var ise, yakın dönemdeki bir ses eğitmeni değişikliği, ya da repertuara yeni katılan bir şarkı problemin nedeni olabilir. Ses probleminin yanı sıra bulunan diğer belirtiler de çok dikkatle incelenmelidir. Örneğin, akut larenjiti olan bir hastada burunda salgı artışı, baş ağrısı, kas ağrıları ve halsizlik olması dikkate alınmalıdır. Ses problemi nedeniyle ses doktoruna gelen bir sanatçı, kendisine farenjit, bulantı, kusma, ishal ile ilgili sorular sorulmasını anlamsız bulabilir. Bu tür durumların sesin etkin olarak çıkması için gereken postürü sağlayan kas iskelet sistemi için ne kadar önemli olduğu düşünülürse bu soruların da anlamlılığı ortaya çıkar.

Mide içeriğinin ses oluşturan mekanizmalarla direkt teması anlamına gelen laringofaringeal reflüye özellikle önem gösterilmelidir. Toplumda yaygın olan kanı, reflünün ağıza acı su gelmesinden ibaret olduğu şeklinde olmakla birlikte, sessiz reflü aslında çoğu bireyi etkilemektedir. Bu durum, özellikle sık acılı yiyecekler tüketen ve domates bazlı soslar kullananlarda daha çok karşımıza çıkmaktadır. Reflü tanısının konması, hastaya herhangi bir zorluk getirmeksizin, rutin ses değerlendirme ekipmanları ile (videolaringoskopi) yapılabilmektedir. Reflünün ses kalitesi üzerine olan etkisi, yaptığımız klinik çalışmalar ile de objektif olarak ortaya konmuştur (H Oğuz, et al. Journal of Voice, in press). Reflünün birçok belirtisi olmakla birlikte, ses profesyonellerine özgün olarak gördüğümüz belirtiler sabahları daha belirgin olan ses kısıklığı ve ses ısıtma süresinin uzamasıdır.

Birçok endokrin problem, başta mensturasyon period anomalileri ve gebelik olmak üzere, kişinin ses performansını etkileyebilir. Oral kontraseptiflerin (Gebelik önleyici ilaçlar) ses üzerine olan etkisi de uzun yıllardır bilinmektedir. Progesteron içeriği yüksek olan preparatların kadın sesinde erkeksi bir derinleşmeye yol açtığı bildirilmiştir. Günümüzde kullanılan oral kontraseptiflerde östrojen ve progesteron oranları çok dengeli olsa da, hala %5 kadar kullanıcıda ses problemleri rapor edilmektedir. Bu nedenle, kadın sanatçılarda bu durum göz ardı edilmemelidir. Benzer şekilde, hemen her ilacın ses üzerine etkisi olmasına rağmen, belirli bazı grup ilaçlar ses üzerine çok daha etkilidir. Örneğin hipertansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaç türleri salgıları koyulaştırıcı ya da kurutucu etki gösterebilir, ya da kronik kuru öksürüğe neden olabilir. Tekrarlayan öksürük yada yetersiz salgı nedeniyle ses tellerinin maruz kaldığı travma ses tellerinde tedaviye rezistan bir ödem oluşmasına yol açabilir.

Op. Dr. Haldun OĞUZ - Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı
Psik. Duygu EKİNCİ - Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı

19 Aralık 2006

ŞOV DEVAM ETMELİ, AMA NASIL?

Gösteriye saatler kalmış ama şarkıcımız hasta! Tamam, şov devam etmeli, ama şarkıcımız ne olacak? Bu akşam sahne almalı mı, almamalı mı? Bugün söylemesinin gelecekteki profesyonel yaşamı için uygun bir karar olup olmadığına kim, nasıl karar verebilir? Eğer bugün sahneye çıkarsa sesi istediği gibi çıkacak mı? Bu sorular çok sık olmasa da, ses sanatçılarının, ses koçlarının ve ses doktorlarının kafasını kurcalar.

Ses sanatçılarında görülen acil problemlerin çözümünde ilk basamak, üst solunum sistemi ve ses oluşturan mekanizmaların anatomi ve fizyolojisinin gözden geçirilmesidir. Değerlendirme süreci, sorunun anlaşılması, ses kullanımının detaylı olarak incelenmesi ve ses profesyonelinin rutin günlük aktivitelerine dönebilmesi için gerekenlerin planlanması ile devam eder.
Op. Dr. Haldun OĞUZ - Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı
Psik. Duygu EKİNCİ - Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı
 

10 Aralık 2006

LATEKS ALLERJİSİNDE DUYARLILIĞIN AZALTILMASI

Pediatric Allergy & Immunology Dergisinin Aralık 2006 sayısında yayınlanan bir makalede, çok sayıda cerrahi geçirme hikayesi bulunan lateks allerjik çocuklarda duyarlılığın tekrarlayan defalar lateks ekstraktı (ALK Abellò) uygulanarak azltıldığı bildirilmektedir. Makalenin özetine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
--
Dr. Hâldun OĞUZ
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı
drhoguz@gmail.com