Prof.Dr. Haldun OĞUZ - www.drhaldunoguz.com - 0 312 284 28 88 - 0 531 431 06 94 - Ankara
22 Kasım 2012
Tıkayıcı Uyku Apnesinde Çok Seviyeli Cerrahinin Güvenliği
Grip
17 Kasım 2012
Laringofaringeal Reflü
Laringofaringeal Reflü hakkında Volume dergisine yazdığım metine ulaşmak için lütfen aşağıdaki bağlantıya tıklayınız:
12 Kasım 2012
Laringofaringeal Reflü için Risk Faktörleri
Reflü şikayetleri nelerdir?
04 Kasım 2012
Tek taraflı ses teli felcinde yağ enjeksiyonu
26 Aralık 2011
Çocuklarda ses problemleri
Çocukluk çağı ses problemlerinin değişik çalışmalarda % 4 - 30 oranında görüldüğü ifade edilmektedir. 2000 adet çocuk ve ailesi ile yapılan yeni bir çalışmaya göre 4-12 yaş arasında ses problemleri, ailelere göre %6 oranında mevcut iken, klinisyen değerlendirmeleri ile oranın %11 olduğu belirlenmiştir. Bu yaş grubundaki çocuklarda en sık görülen ses problemleri olarak sırasıyla nodül, mukozal kalınlaşma ve ödem/konjesyon tespit edilmiştir.
http://www.scielo.br/pdf/bjorl/v77n6/en_v77n6a10.pdfÖğretmenlerde Ses Sorunları
Brezilya’da yapılan bir çalışmaya göre, öğretmenlerin son iki hafta içerisinde ses bozuklukları nedeniyle okula gidememe oranı %3,4 olarak rapor edilmiştir.
20 Aralık 2011
Ses Hijyeni
Ses hijyeni, tıpkı ağız hijyeninde olduğu gibi, kişisel olarak takip etmemiz ve günlük hayatta uymamız gereken bir davranışlar topluluğudur. Bazı şeyleri yaparak ve bazı şeyleri yapmayarak sesimizin daha sağlıklı olmasını, daha az ses problemi ile karşılaşmayı ve bu problemler oluştuğunda onlardan en kısa sürede kurtulmayı sağlayabiliriz.
Ses Hijyeni ile ilgili bazı önemli noktalar
I. Düzenli Ses Egzersizi Yapın
Profesyonel ses kullanıcısının ses egzersizlerinden elde edeceği faydayı, bir sporcunun başarılı olmak için düzenli olarak yaptığı fiziksel egzersizlere benzetebiliriz. Düzenli ses egzersizleri sayesinde solunum desteği artar, ses perde esnekliği optimum hale gelir ve sesinizin rezonans kalitesi istenen seviyede olur.
II. Düzenli Fizik Egzersiz Yapın
Sesimiz, fiziksel ve ruhsal olarak bizi yansıtan tüm parçaların bir bütünüdür. Bir yakınımızın herhangi bir rahatsızlığı olduğunda bunu onunla telefonda konuşurken dahi anlayabiliriz. Fiziksel ve ruhsal olarak iyilik halimiz mutlaka sesimizde hissedilir. Fizik egzersiz ile en aza indirilebilen postür bozuklukları ve strese bağlı problemlerin ses üzerine etkisi çok çok fazladır.
III. Yeterli Sıvı Alın
Ses tellerimizin sorunsuz olarak çalışması ile ilgili en önemli faktörlerden birisi yeterli sıvı alımıdır. Bireylere ve sağlık durumlarına göre değişkenlik göstermekle birlikte ortalama olarak bir günde tüketilen 2 litre su ses hijyeni için bir olmazsa olmazdır. Ses tellerinin nemlenmesinin sağlanması ve ses tellerinin iyi çalışması gereken hava basıncının azaltılması için su en ideal sıvıdır. Kafein içeren içeceklerin sık ve çok tüketilmesi, sıvı ihtiyacının karşılanmasının aksine, su alımı ihtiyacını arttıran faktörlerdir. Sıcak hava ya da klimalı kuru ortam gibi çevreye ait değişkenler de ihtiyaç duyulan sıvıyı belirlerken dikkate alınmalıdır.
IV. Sigaradan ve Diğer Tütün Ürünlerinden Uzak Durun
Sigara dudaklardan başlayarak akciğerlere kadar uzanan tüm ses yolundaki salgıları kurutur, tahrişi kolaylaştırır ve kronik bir iltihaba yatkınlığa yol açar. Bu durum da ilk olarak ses kısıklığı ya da seste kabalaşma ile hissedilmeye başlanan genel bir ses kalitesi bozukluğuna kadar devam edebilir. Tütün maddelerinin uzun süreli kullanımının tüm ses yolunda kansere yol açabileceği de akıldan çıkarılmamalıdır.
V. Bazı Pratik Öneriler
Aşağıda yer alan kısa önerilere dikkat edilmesi sesinizi olumlu yönde etkileyecektir:
Uykunuzun düzenli olması sesinizi olumlu yönde etkiler.
Gece yatarken yiyip içmemek reflüyü azaltarak ses kalitenizi korur.
Üst solunum yolu enfeksiyonlarının erken tedavisi sesinizin bozulmamasını sağlar.
Başta hormonlar olmak üzere birçok ilaç sesiniz üzerine etkilidir, gereksiz ilaç kullanmaktan kaçının.
07 Ağustos 2011
Ses sağlığı üzerine ilaçların etkisi
- Antihistaminikler (Alerji ilaçları)
- Antikoagülanlar (Kanı sulandıran ilaçlar)
- Aspirin
- Antitusifler (Öksürük şurupları)
- Antihipertansifler
- Diüretikler
- Antidepresanlar
- Antikolinerjikler (Astım ilaçları)
- Vitaminler (özellikle günde 5 g’dan fazla kullanılan vitamin C)
- Kas Gevşeticiler
- Doğum kontrol ilaçları, Uygunsuz kullanılan Hormonlar (Menapoz sonrası ilaçlar ve tiroid hormonları gibi)
- Bitkisel ilaçlar
20 Mayıs 2011
Parkinson hastalığı ve ses kısıklığı
tek perdeli ses tonunun nedeni intrensek ve ekstrensek larengeal kaslardaki rijidite ve hareket yeteneğinde azalmadır.
Myastenia gravis ve ses bozuklukları
11 Mayıs 2011
Spazmodik Disfoni
21 Ocak 2011
Larinks transplantasyonu (Gırtlak nakli)
makale: http://ow.ly/3HMBN
30 Aralık 2010
Obstrüktif Uyku Apnesi Tedavisinde Basınç Dışındaki Yöntemler
tutmaktadır. Ancak, birçok hasta ağız içi araçlar ve cerrahi
yöntemlerden de fayda görebilmektedir. Bu konuda BT Woodson tarafından
hazırlanmış güzel bir derleme yazıya aşağıdaki bağlantıdan
ulaşabilirsiniz.
http://www.rcjournal.com/contents/10.10/10.10.1314.pdf
2011
mutluluk, başarı ve huzur getirmesini diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla.
--
Doc.Dr. Haldun Oguz
Kulak Burun Bogaz Hastaliklari Uzmani
www.haldunoguz.com
https://twitter.com/HaldunOguz
+90 533 300 00 00
25 Aralık 2010
Yenidoğanda Ses Kıvrımları
02 Ekim 2010
Vokal fold paralizili çocuk hastalarda reinnervasyon
09 Temmuz 2010
4. Dünya Ses Kongresi
18 Mart 2010
Spazmodik disfonide primer somatosensorial korteksin anormal aktivasyonu
17 Mart 2010
Timpanoskleroz
Kulak zarının (KZ) anormal kalsifikasyonları miringo skleroz (MS) olarak bilinir. Kulak zarındaki kalsifiye hyalen plakların timpanik kavitede görülmesi durumu daha geniş anlamıyla timpanoskleroz olarak tanımlanır (TS).1 Diğer bir deyişle MS, TS’nin özel bir formudur. Genel olarak TS bir otitis media sekelidir. MS herhangi bir nedene bağlı KZ perforasyonu (otit, travma, miringotomi vb.) veya ventilasyon tüpü takılması sonrası görülebilmektedir.2 MS için kalsifikasyon yeri genellikle KZ’nin fibröz tabakasıdır. TS sonrasında olaşan hyalen plaklara bağlı ossiküler zincir fiksasyonları veya kulak zarı mobilitesinde azalmalar sonucunda işitme kayıpları meydana gelir.3
Tympanoskleroz tanısı histopatolojik olarak konulan 19 olgunun 18’inde plaklar preoperatif temporal BT ile gösterilebilmiştir.20
Selçuk ve ark.5 TS histopatolojisini üç tipe ayırmıştır: Artmış iltihap hücreleri ve kollajen fibrillerin gevşek bağ dokusu içinde birikmesi tablosu Tip I TS olarak tanımlandı. Çevresi düzensiz bağ dokusu ve geniş kollajen liflerle sarılmış, merkezde yumuşak bağ dokusu ve iltihap hücrelerinin bulunduğu evre Tip II TS olarak tanımlanmış. Son aşama olarak bağ dokusundaki kalınlaşmış kollajen liflerin sıkışık ve düzensiz birikimi Tip III TS olarak adlandırılmıştır.
TS histopatolojisinde, kollajen artışı ile ekstraselüler kalsiyum depolanması gösterilmiştir,4 TS histopatolojisi ile atheroskleroz veya glomeruloskleroz patolojisi arasında çok büyük benzerlikler söz konusudur. Bu bulgular elektron mikroskopi çalışmalarıyla da desteklenmiştir.1 MS için yapılan bir çalışmada, başlangıçta osteopontin, osteoprotegrin ve osteonectin gibi enzimlerin etkisiyle, bağ dokusundaki makrofajların sitoplazmalarında kalsifikasyon başladığı rapor edilmiştir.6 Döner ve arkadaşları biyokimyasal bir analizde birikimin sadece kalsiyumdan ibaret olmadığını, aynı zamanda amonyum, fosfat tuzları ve kolesterol biriktiğini göstermişlerdir.7 Her kronik otit olgusunda TS görülmediğine göre, fizyopatolojinin genetik yapıyla ilgili olması gerekir. TS bulunan 50 kronik otit olgusu, TS bulunmayan 50 kronik otit olgusu ve benzer demografik özelliklere sahip 100 kontrol grubu üzerinde yapılan genetik bir çalışmada, TS olgularında anlamlı oranda TLR4 geninde polimorfizm ortaya konulmuştur.21 Görür ve arkadaşları da TS oluşumu ile plazma fibronectine seviyesi arasında negatif korelasyon olduğunu göstermişlerdir.22
Tanımlanam pek çok patogenezin yanında, TS oluşumundaki en önemli faktörün KZ’daki perforasyonu takiben timpanik kavitede artmış oksijen konsantrasyonu olduğu öngörülmektedir.8 Bu durum serbest oksijen radikallerinin artmasına ve geri dönüşümü olmayan doku hasarına neden olmaktadır. Aktive olmuş makrofaj ve endotelyal hücrelerden salınan nitrik oksitin de patogenezde önemli rolü vardır.9
TS oluşumu bazı medikal ajanlarla önlenebilir mi veya azaltılabilir mi soruları pek çok çalışmanın konusu olmuştur. Bu anlamda ortamdan serbest radikallerin uzaklaştırılması için antioksidanlar, steroid veya kalsiyum kanal blokörlerinin kullanımıyla ilgili deneysel çalışmalar giderek artmaktadır.10,12, Üner ve arkadaşları vitamin-E ile kaplanmış ventilasyon tüpü kullanılmasıyla serbest radikallerin azaltılabileceğini göstermişlerdir.13 Kaptan ve arkadaşları bir tür serbest radikal temizleyici anti oksidan olan ginko biloba ekstrelerinin kullanılmasıyla, ortamdaki nitritin azaltılabileceği ve glutatyon peroksidaz seviyesinin artırılabileceğine işaret etmişlerdir.10 Ancak Atmaca ve arkadaşları11 farelerde deneysel olarak parasentez sonrası ortama eklenen nitrik oksitin TS gelişiminde her hangi bir değişiklik oluşturmadığını bildirmişlerdir. Hayvan deneylerinde parasenteze bağlı gelişen miringosklerozun, ortama uygulanan kanal blokörleri,14 mitomisin23, doxycycline24 ile önlenebileceği gösterilmiştir.
TS gelişiminin önlenebilmesi için sodyum tiyosulfat (ST - Na2S2O3) tedavisi de kullanılmıştır. Klinik olarak siyanid zehirlenmesinde antidot olarak kullanılan ST güçlü bir şelat yapıcı antioksidan maddedir. ST ayrıca kalsifikasyon oluşturan kalsifik üremik arteriopati ve kalsiyum fosfat nefrolitiazis gibi çeşitli hastalıklarda da kalsifikasyonun önlenmesi için başarıyla kullanılagelmektedir.15,16 ST ayrıca karboplatin ve sisplatin tedavilerinde kimyasal koruyucu olarak halen tercih edilmektedir.17,18 ST hem endotelyal hücre bozukluklarını giderir, hem endotelyal nitrik oksit sentezini önler.19 ST, TS gelişiminin önlenmesi için bir seçenek olarak önümüzde durmaktadır.
TS bulunan kronik otitlerin ossiküloplastisinde en önemli sorun, tekrarlayan patoloji ile yeniden iletim tipi işitme kaybı gelişmesidir. Özellikle fikse stapesin mobilizasyonuyla elde edilen sonuçlar uzun dönemde yeterli değildir.25 Bu nedenle ossiküler rekonstrüksiyonda kemikçiklerin kullanılması yerine, ikinci seansta stapedotomi ile total ossiküler protezlerin kullanılması daha iyi işitme sonuçlarıyla gelecek vaat etmektedir.26,27
Doç.Dr. Mustafa Asım Şafak
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı
Bilateral vokal fold hareket kısıtlılığında botulinum toxin enjeksiyonu
Laryngoscope dergisinde yayına kabul edilen ve 8 Mart 2010 tarihinde internet üzerinden yayınlanan bir çalışmaya göre, 11 hasta, 10 yıllık bir takip boyunca tekrarlayan botox enjeksiyonları ile takip edilmiş, bu sayede trakeotomi ve ablatif cerrahiye ihtiyaç duymaksızın hava yolu tıkanıklığı semptomları ortadan kaldırılmıştır. Ekborn DC ve ark. 10.1002/lary.20821
13 Mart 2010
Laringeal papillomlarda displazi ve cidofovir tedavisi
Kaynak: Gupta HT ve ark., 10.10072/lary.20785
06 Mart 2010
Disfoninin psikososyal etkileri
Disfoninin (ses kısıklığının) hastanın günlük aktiviteleri ve yaşam kalitesi üzerine psikososyal etkisinin değerlendirilmesi çok önemlidir. Disfoninin bir bireye etkisi, profesyonel ve kişisel ses ihtiyaçlarına, sesinin kendisini algılamasındaki yerine, ve kişinin hastalıkla baş etme becerisine bağlıdır. Disfoninin psikososyal etkisini ve tıbbi, cerrahi ve davranışsal girişimlerin fonksiyonel etkinliğini doğru olarak ölçmek amacıyla değişik araçlar geliştirilmiştir. Bunların çoğunun temelinde Dünya Sağlık Örgütü’nün 2001 Uluslararası Fonksiyonellik, Engellilik ve Sağlık Sınıflaması veya önceki versiyonu olan 1980 Uluslararası Sakatlık, Özürlülük ve Handikap Sınıflaması yer alır (Ref: 11).
02 Mart 2010
Fonocerrahi (Ses Cerrahisi)
31 Aralık 2009
2010
Sevgi ve saygılarımla.
Doç.Dr. Haldun OĞUZ
drhoguz@gmail.com
08 Aralık 2009
Fonksiyonel ses bozukluğu
10.1002/lary.20696 doi
01 Aralık 2009
Fonksiyonel ses kısıklığı
Fonksiyonel disfoni (FD), yapısal olarak tamamen normal olan ses tellerinin uygun ses çıkarma işlevini yerine getirememesi durumudur. Bir başka ifade ile, normal olan ses organının uygun olmayan, ya da yanlış şekilde kullanılması olarak tanımlanabilir. Bu tanının koyulabilmesi için hastanın ses hastalıkları konusunda deneyimli bir klinik tarafından gerekli tüm incelemeler ışığında değerlendirilmiş olması gereklidir. Bu hasta grubu, ses hastaları içerisinde %10-40’lık bir bölümü oluşturmaktadır (1). FD’nin belirti ve bulguları çok değişkenlik gösterebilmekle birlikte, çoğu hastada geçirilmiş bir üst solunum yolu infeksiyonunu takiben görülebilir. Kadınlarda erkeklerden daha sık olarak görülür. Genellikle geçicidir ve tedavi yanıtı değişkendir.
FD’de sesin değişik özellikleri olumsuz olarak etkilenebilir. Sesin şiddeti, perdesi ya da genel kalitesinde bozulmalar olabilir, hatta nadiren de olsa, hasta hiç ses çıkaramayabilir (Fonksiyonel afoni). Psikolojik faktörler ve stres, FD belirtilerinin başlamasına ya da artmasına neden olabilir.
FD tanımı yerine ya da benzer klinik durumlar için kullanılan çok sayıda tanımlama mevcuttur. Bunlar arasında psikojenik, konversif, histerik, hiperfonksiyonel, kas gerilim ve misuse (yanlış kullanım) ses kısıklıkları sayılabilir (2-6).
Fonksiyonel disfonide larinks (gırtlak, hançere) içerisindeki küçük kasların uygunsuz kasılmalarının rol oynadığı düşünülmektedir. Bu kasılmalara neden olarak aşağıdaki mekanizmalardan bir ya da birkaçının rol oynayabileceği değişik çalışmalarda ifade edilmiştir (1):
1. Aşırı ses kullanma gerekliliğine bağlı teknik olarak sesin yanlış kullanımı (2-4)
2. Üst solunum yolu infeksiyonu sonrası gereken öğrenilmiş ses uyumu (5)
3. Laringofaringeal reflüye bağlı ses problemlerine ikincil artmış larinks ve farinks (boğaz, yutak) kasları gerginliği (7,8)
4. Küçük ses teli patolojileri (nodül, polip gibi) yada yetmezliklerine ikincil ses probleminin aşırı düzeltilmesi (9)
5. Kişilik özellikleri ya da psikolojik nedenlere bağlı larinks bölgesinde aşırı gerginlik (10,11)
FD tanısı, bireyin tam bir kulak burun boğaz ve baş boyun muayenesinin yapılmasını takiben, larinksin gerek geleneksel, gerek güncel (endoskopik, videolaringostroboskopik) yöntemlerle incelenmesi ve gerek görülürse ses laboratuarında yapılacak diğer incelemeler (ses analizi, tanısal ses terapisi, larinks elektromyografisi gibi) sonucunda koyulabilir.
Tedavi edilmeyen FD, bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkilediği gibi, devam etmesi durumunda organik patolojilere (ses teli nodülü gibi) de yol açabilir.
FD tedavisi, ihtiyaç olan hallerde kullanılan değişik ilaçların yanı sıra bireye doğru ses davranışını öğretmeyi ve bunu güncel hayatta uygulamayı amaçlayan ses terapisi yöntemleri ile yapılmaktadır. Yeterli sıvı alımı, solunan ortamdaki havanın nemlendirilmesi, sigaradan uzak durulması, genel stresin azaltılması, uygun sesle ve nefes desteği ile konuşma, boğazı sık temizleme alışkanlığından kaçınılması gibi hastanın kendi başına uygulayabileceği yöntemler de tedavi başarısı açısından çok önemlidir (12). Bu önlemlerin alışkanlık haline getirilmesi, FD sorunları ile tekrar karşılaşmamak için de çok faydalıdır.
Kaynaklar:
1. Roy N. Functional dysphonia. Current Opinion in Otolaryngology & Head and Neck Surgery 2003; 11:144-8.
2. Morrison MD,et al. Diagnostic criteria in functional dysphonia. Laryngoscope 1986; 94:1-8.
3. Morrison MD,et al. Muscular tenion dysphonia. Journal of Otolaryngology 1983; 12:302-6.
4. Morrison MD, et al. Muscle misuse voice disorders: description and classification. Acta Otolaryngologica 1993; 113:428-34.
5. Koufman JA, et al. Classification and approach to patients with functional voice disorders. Annals of Otology Rhinology Laryngology 1982; 91:372-7.
6. Koufman JA, et al. Vocal fatigue and dysphonia in the professional voice user: Bogart-Bacall syndrome. Laryngoscope 1988; 98:493-9.
7. Oğuz H, et al. Acoustic Analysis Findings in Objective Laryngopharyngeal Reflux Patients. Journal of Voice 2007; 21: 203-10.
8. Morrison MD, et al. Pattern recognition in muscle misuse voice disorders: how I do it? Journal of Voice 1997; 11:108-14.
9. Roy N. Ventricular dysphonia following long-term endotracheal intubation: a case study. Journal of Otolaryngology 1994; 23:189-93.
10. Aronson AE. Clinical Voice Disorders: An interdisciplinary approach. New York, 3. Baskı, Thieme.
11. Roy N, et al. Toward a theory of the dispositional bases of functional dysphonia and vocal nodules: exploring the role of personality and emotional adjustment. In Voice Quality Measurement. Kent RD, et al. San Diego, Singular Publishing, 461-80.
12. Maryn Y, et al. Ventricular dysphonia: clinical aspects and therapeutic options. Laryngoscope. 2003 May;113(5):859-66.
30 Kasım 2009
Kurban Bayramı
23 Haziran 2009
Tek Taraflı Vokal Fold Paralizilerinde Hyaluronik Asit
Makaleye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
J Voice H Acid
04 Haziran 2009
Spazmodik Disfoni
Spazmodik disfoni (SD), fokal, erişkin çağda başlayan, larinks (gırtlak) kasları distonisidir. Larinks kaslarındaki spazma bağlı olarak konuşma sırasında seste kesilmeler oluşur. SD hastalarında belirtiler tipik olarak istemli konuşma sırasında oluşur. Dinlenme sırasında ya da refleks olarak fonasyon sırasında (öksürme, ağlama, gülme, esneme gibi) hastaların hiçbir semptomu olmayabilir. Şarkı söyleme ya da fısıltı sırasında şikayetlerde artma ve azalmalar görülebilir. Bu hastalığı oluşturan mekanizmalar henüz tam olarak bilinmese de, bazı hastalıkların ve çevresel faktörlerin oluşumunda rol oynadığı düşünülmektedir. SD, başka bazı distoniler (blefarospazm, tortikollis gibi) ve nörolojik hastalıklarla (Parkinson, Wilson, Huntington ve amyotrofik lateral skleroz gibi) ile birlikte görülebilir. SD oluşumunu tetiklediği düşünülen çevresel faktörler arasında ise enfeksiyonlar, travma, stres ve bazı ilaçlar sayılabilir.
16 Nisan 2009
Dünya Ses Günü
Doç.Dr. Haldun OĞUZ
14 Mart 2009
Tıp Bayramı
02 Ocak 2009
Baş boyun kanserlerinde olası yayılımın değerlendirilmesi
31 Aralık 2008
Sağlıklı Yıllar
22 Aralık 2008
Kordektomi Sınıflaması
19 Ağustos 2008
Damak cerrahisinin zamanlaması ve konuşma üzerine etkisi
doi: 10.1597/06-244
12 Ağustos 2008
Laringofaringeal Reflü Hastalarında Özefagogastrik Bileşke Anormallikleri
13 Haziran 2008
Ağrı kesici ilaçlar ve Hipertansiyon
Konu ile ilgili iki BMJ bağlantısına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
26 Nisan 2008
SAĞLIKLI SES İÇİN ALTIN KURALLAR
Ses Hijyeni Nedir ?
Ses hijyeni, tıpkı ağız hijyeni gibi kişisel olarak takip etmemiz ve günlük hayatımız sırasında uymamız gereken bir çeşit davranışlar topluluğudur. Belirli şeyleri yaparak ve belirli şeyleri de yapmayarak sesimizin daha sağlıklı olmasını, daha az ses problemi ile karşılaşmayı ve bu problemler oluştuğunda onlardan en kısa sürede kurtulmayı sağlayabiliriz.
Sağlıklı bir ses için neler yapmalı, neler yapmamalı?
Düzenli ses egzersizleri yapın.
Nasıl bir atlet, performans sırasında kaslarının en iyi düzeyde olması için düzenli egzersiz yapıyorsa, siz de ses oluşturan kaslarınız ve diğer yapıları en iyi düzeye ulaştırmak için her gün ses egzersizleri yapmalısınız. Bu egzersizler, solunum desteğinizi arttırır, perde esnekliğinizi optimum düzeye getirir ve kaliteli bir rezonans için gereklidir. Tüm ses egzersizlerine ısınma egzersizleri ile başlayın ve mutlaka soğuma egzersizleri ile tamamlayın.
Düzenli fizik egzersiz yapın.
Unutmayın ki, sesiniz zihinsel ve duygusal durumunuzun, hatta vücudunuzun tamamını nasıl hissettiğinizin bir yansımasıdır. Herhangi bir yeriniz ağırır iken ya da moraliniz bozukken sesinizin nasıl çıktığını bir düşünün. Değil karşınızdaki kişiler, telefonda sesinizi duyanlar bile sizde bir problem olduğunu anlamazlar mı? Demek ki sağlıklı bir ses için sağlıklı bir vücut şart! Düzenli fizik egzersiz ile hem vücut postürünüz mükemmelleşir, hem de ses üzerine etkisinden ileride detaylı olarak bahsedeceğimiz stresten uzaklaşırsınız. Vücut postürünüzün düzelmesi, iskelet ve kas desteğinin sağlanması ile solunum desteğinizi olumlu yönde etkiler.
Sigara içmeyin!!!
Sesini önemseyen birisinin sigara içmesi pek de anlaşılır bir durum değil. Tamam, biliyoruz ki, Türk erkeklerinin %60'ı ve Türk kadınlarının %20'si sigara içiyor ve her yıl ülkemizde yaklaşık 100,000 kişi sigaraya bağlı nedenlerle aramızdan ayrılıyor ama bu kötü alışkanlığın özellikle ses sağlığı ile ilgili yaptıkları neler? Sigara öncelikle dehidratasyona yani su kaybına yol açıyor. Dudaklardan başlayarak bütün ses yolunu kurutuyor ve bu bölgelerde irritasyona ve iltihaba yatkınlığa neden oluyor. Bunların yanı sıra, seste kısıklığa ve kabalaşmaya, yani ses kalitesinde bozulmaya yol açıyor. İşin kötüsü, pasif sigara içimi yani kendisi sigara kullanmayanların çok sigara içilen yerlerde bulunması da ses kalitesini olumsuz olarak etkiliyor. Son olarak da biliyorsunuz ki sigara öldürüyor (bakınız sigara paketlerinin üzeri). Larinks (gırtlak) kanseri sigara içmeyenlerde nerede ise hiç görülmüyor ve larinks ile akciğer kanserlerinin baş aktörü sigara kullanımı!
Yeterli miktarda sıvı tüketin .
Ses tellerinizin istediğiniz performansı sağlaması için günde en az 2 litre kafeinsiz sıvı alımına ihtiyacı vardır. Sesiniz için en sağlıklı sıvı sudur. Günde 8-10 bardak içilen su, ses telleriniz için gereken lubrikasyonu sağlamanın yanı sıra gerekli subglottik (ses telleri altından gelen) basıncın da azalmasını sağlar. Sıcak spotlar altında ya da sıcak açık hava konserlerinde performans sergilerken elbette bu ihtiyaçlar da artar. Kolalı, alkollü, kafeinli içecekler ne yazık ki suyun sağladığı pozitif etkiyi sağlamaz, aksine sıvı kaybına yol açarak sıvı ihtiyacınızı arttırır.
Doç.Dr. Haldun OĞUZ tarafından kaleme alınan bu yazı, Volume dergisi Mayıs 2006 sayısında yayınlanmıştır.
15 Nisan 2008
Dünya Ses Günü
16 Nisan tarihi başta İngiltere ve ABD olmak üzere dünyanın değişik ülkelerinde "Dünya Ses Günü" olarak kutlanmaktadır. Ses sağlığı ve hastalıkları konusunda toplum bilincini arttırmayı amaçlayan bu gün dolayısıyla tüm ses camiasının gününü kutluyoruz.Sağlıklı bir ses dileğiyle...
Doç.Dr. Hâldun OĞUZ
11 Nisan 2008
Laringofaringeal Reflü Bulguları
04 Nisan 2008
Profesyonel Ses Derneği Toplantısı
http://www.professional-voice.org/ses_hastaliklari.pdf
02 Nisan 2008
VESTİBULER NÖRİTTE STEROİD TEDAVİSİ
30 Mart 2008
TİNNİTUS TEDAVİSİNDE MEMANTİN'İN YERİ
Bilindiği üzere, memantin, NDMA reseptörlerini bloke ederek fonksiyon gösteren bir Alzheimer ilacıdır.
Memantin & tinnitus
19 Şubat 2008
MEVSİMSEL ALERJİK RİNİT TEDAVİSİNDE TOPİKAL ANTİHİSTAMİNİK VE TOPİKAL STEROİD
26 Ocak 2008
7. AVRUPA LARİNGOLOJİ DERNEĞİ KONGRESİ
http://www.elsoc.org/
24 Ocak 2008
PERİTONSİLLER ABSE NEDİR?
14 Kasım 2007
DÜNYA DİABET GÜNÜ
29 Ekim 2007
11 Eylül 2007
OTİTİS MEDİA VE ÇOCUK GELİŞİMİ ÜZERİNE ETKİSİ
31 Ağustos 2007
ÇOCUK SES TELİ PARALİZİLERİNDE TEDAVİ
30 Ağustos 2007
21 Temmuz 2007
OLGU SUNUMU: VIRCHOW NODU (TROISIER BELİRTİSİ)
25 Haziran 2007
GENİZ ETİ VE BURUN İÇİ STEROİD SPREY KULLANIMI
07 Haziran 2007
ADENOİDEKTOMİ VE VENTİLASYON TÜPÜ
21 Mayıs 2007
ROSİGLİTAZON VE KARDİYOVASKÜLER RİSK
08 Mayıs 2007
VOKAL KORD POLİP VE KİSTLERİNDE SES TERAPİSİ
19 Nisan 2007
TİNNİTUS TEDAVİSİNDE GABAPENTİN
14 Nisan 2007
ULUSAL DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI KONGRESİ
Dr. Haldun OGUZ
11 Nisan 2007
ALSTRÖM SENDROMU
--
Dr. Haldun OGUZ
drhoguz@gmail.com
29 Mart 2007
PERİFERİK FASİAL PARALİZİDE ANTİVİRAL TEDAVİ
ONO 042007
13 Mart 2007
SES TERAPİSİ
Ses terapisi, ses problemlerinin tamamında kullanılabilecek bir tedavi yöntemidir. Bazı ses rahatsızlıklarında tek tedavi yöntemi olarak kullanılır iken, bazılarında ise tıbbi (ilaçla) veya cerrahi tedavinin öncesi ve sonrasında destekleyici olarak kullanılabilir. Çok faydalı olmasına rağmen, hiçbir ses patolojisi için özgün bir ses terapisi yöntemi yoktur. Aksine, her hasta için seçilen ses terapisi yöntemi, yoğunluğu ve süresi, hastanın ihtiyaçlarına göre birbirinden farklı olmalıdır. İdeal olarak ses terapisine başlamadan önce hastanın ses probleminin nedeni belirlenmelidir. Bu amaçla objektif ses analizinin yapılması ve ses tellerinin videolaringostroboskopi ile değerlendirilmesi gereklidir. Elde edilen bulgular hasta ve ses terapisinde aktif rol oynayacak ekip ile (Kulak Burun Boğaz Uzmanı ve Ses Patoloğu) ve eğer hasta bir ses profesyoneli ise sesi ile ilgilenen diğer kişilerle (Ses Koçu, Şan Eğitmeni gibi) birlikte değerlendirilmeli ve terapi amaçları belirlenmelidir.
Son yıllarda larinks (gırtlak, hançere) hakkındaki bilgilerde görülen ani artış, ses ve ses rahatsızlıklarının fizyolojisi, bozuklukları ve tedavisine olan ilgiyi de arttırmıştır. Bu sayede sesin objektif değerlendirmesi ve ses tellerinin görüntülenmesi konularında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Böylece, çok daha hızlı ve doğru tanılar elde edilmekte ve tedavi sürecine bir an önce geçilebilmektedir. Her geçen gün, hem ses rahatsızlıkları ile uğraşan sağlık profesyonellerinin, hem de sesi ile hayatını kazanan ses profesyonellerinin zaman kısıtlılıkları da arttığından, günümüzdeki ses terapi protokolleri yaklaşık 6-10 seans olarak planlanmaktadır. Her ses terapisi yönteminin amaçları farklı olmakla beraber, tüm ses terapi teknikleri için evrensel olan bazı genel hedefler de mevcuttur. Bunlar gerek cerrahi öncesi yada cerrahi sonrası için verilen ses terapileri, gerekse tek tedavi olarak kullanılacak ses terapisi için önem arz eder:
- Hasta eğitimi: Hasta eğitimi, tüm tedavi protokolleri için birinci basamaktır. Her hasta, sesin nasıl oluştuğunu ve kendilerindeki problemin sesinde nasıl bir sıkıntıya yol açtığını anlamalıdır. Hasta ses terapisinin mantığını, kullanılacak tekniği ve tedavinin amaçlarını anlamalıdır. Tedavi yaklaşımı hastanın aklına yatmıyorsa, yada terapiyi uygulayacak kişi kararlı değil veya yeterli açıklama yapmıyorsa, hastanın tedavi programına uyum göstermesi güç olacaktır.
- Ses hijyeni: Her hasta için uygulanması gereken ses hijyeni kurallarının yanı sıra, her hasta için özgün olarak dikkat edilmesi, buna uygun olarak yapılması/yapılmaması gereken konular belirlenmelidir. Örneğin tüm ses kullanıcıları için yeterli sıvı alımı, gerekirse bulunulan ortamın nemlendirilmesi önemlidir. Kişisel ses kullanım alışkanlıkları hakkında bilgi sahibi olunması, genellikle sesin yoğun olarak kullanıldığı ortam ve ortamdaki gürültü özelliklerinin bilinmesi, ve diğer çevresel faktörlerin irdelenmesi daha sağlıklı ses alışkanlıklarının kazanılmasını sağlayacaktır. Sigara kullanılmaması, genel stresin azaltılması, kullanılan ilaçlar ve bunların vücut sıvıları üzerine etkisinin bilinmesi de önemli gerekliliklerdir.
- Aşırı ses kullanma davranışının düzeltilmesi: Ses kısıklığı olan bireylerin daha alçak sesle konuşmasının sağlanması, yüksek sesle konuşmanın önlenmesi, alışkanlık haline gelmiş veya sık tekrarlanan boğaz temizleme hareketinin önlenmesi önemlidir. Sesin gün içerisinde toplam kullanımı azaltılmalıdır. Yüksek sesle gülmek, ağlamak ve öksürmek de sese zarar veren davranışlardır. Tüm bu kurallar, nörolojik nedenlere bağlı yada hipofonksiyonel ses kısıklığı olan hastalar dışında ses problemi olan bireyler için kullanılabilir.
- Üzerinde anlaşılan amaçlar ve beklentiler: Ses problemi olan birey ve ses terapisini verecek kişi, sesle ilgili bir problem olduğu, bununla ilgili bir şeyler yapılması gerektiği, izlenecek yol ve amaçlanan hedefler konusunda fikir birliği içerisinde olmalıdır.
- Hastanın sesindeki değişiklileri fark edebiliyor olması: Eğer hasta, sesinde ses terapisi ile oluşan değişiklikleri fark edemiyor yada hissedemiyor ise, ses terapisi fayda sağlayamaz. Bu durum ses profesyonellerinde sık rastlamadığımız, ancak özellikle yaşlı popülasyonda ve nörolojik problemli bireylerde çok karşılaştığımız bir durumdur.
Hepinize sağlıklı ses dileklerimle…
Dr. Haldun OĞUZ tarafından kaleme alınan bu yazı, Volume dergisi Ekim 2006 sayısında yayınlanmıştır.
09 Mart 2007
ANİ İŞİTME KAYBI
Bir gece önce yatağa girerken hiçbir probleminiz yoktu, ancak uyandığınızda bir de baktınız ki, bir kulağınız duymuyor. Ve hatta tarif etmekte zorlandığınız bir ses kulağınızdan gitmiyor. 'Gürültü mü desem, çınlama mı desem' diyorsunuz. Ne yapmalı, paniğe kapılmaya gerek var mı, hemen bir doktora gidelim mi, yoksa kendisi geçer diye bir süre bekleyelim mi? Gelin tıp dilinde 'İdiopatik ani sensorinöral işitme kaybı' dediğimiz 'Ani işitme kaybı' konusunda bildiklerimize bir göz atalım.
Ani işitme kaybı, tanım olarak, üç gün içerisinde aniden yada ilerleyici olarak gelişen, odyolojik incelemede (işitme testi) birbirini izleyen en az üç oktavda 30 dB veya daha üzerinde işitme kaybı ile karakterize bir sağlık problemidir. Sağlık problemi diyoruz, çünkü bu rahatsızlık, tek başına bir hastalık değil, aksine birçok değişik rahatsızlığın ilk belirtisi olarak oluşabilen bir durum. 60 yıl kadar önce ilk tanımlanmasından bu yana, benim de aralarında bulunduğum, birçok araştırmacı bu konu hakkında yüzlerce klinik ve deneysel araştırma yayınlamasına rağmen, hala tam olarak nedeni, hastalığın gidişatı ve tedavisi hakkında bir fikir birliği bulunmamaktadır. Literatürde tedavisine yönelik şimdiye kadar 51 ayrı tedavi yöntemi tanımlanmış olması da bu kafa karışıklığının objektif göstergesi olsa gerek.
Her ne kadar, tanısı ve tedavisi konusunda bir fikir birliği olmaması kafamızı karıştırıyor olsa da, bu durum, karamsar olmamız için bir neden değil. Sahip olduğumuz bazı bilgiler içimizi rahatlatıyor. Bunlardan birincisi, bu hastaların yaklaşık yarısının kendiliğinden, hiçbir tedaviye ihtiyaç olmaksızın düzeliyor olması. İkincisi, uygun tedavi yöntemleri ile kendiliğinden düzelmeyen hastaların büyük çoğunluğunda işitmenin tekrar eski düzeylerine geri döndürülebiliyor olması. Altı çizilmesi gereken nokta, ani işime kaybının acil bir durum olduğunun bilinmesi gerekliliğidir. Eski hocaların deyişiyle 'Ani işitme kaybı, kulağın enfarktıdır.' Dolayısıyla, fark edilir edilmez bir Kulak Burun Boğaz Uzmanı'na ulaşmak uygun bir davranış olacaktır. Ani işitme kaybının hasta tarafından hissedilen belirtileri, kulak çınlaması, işitmede azalma, kulakta doluluk yada dolgunluk hissi, baş dönmesi yada dengesizlik hissi olabilir. Elbette, bu belirtiler dış kulak yolu iltihabı yada kulak salgılarının dış kulak yolunda birikmesi (buşon) gibi çok daha sık görülen ve çok daha basit patolojilere bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bir yada birkaçının varlığı ile başvuran bir hastada yapılan işitme testi ile 'Ani İşitme Kaybı' tespit edildiğinde, tanı ve tedavi yöntemleri ile ilgili çalışmalara hemen başlanır. Günümüzde iç kulak tomografisi ve manyetik rezonans inceleme gibi ileri, detaylı inceleme imkanlarımız olmasına rağmen, bu hastaların %90'ında herhangi bir neden belirlenememektedir. Bu şeklide nedeni bulunamayan işitme kayıplarının geçirilmiş viral üst solunum yolu infeksiyonlarına, damar problemlerine veya bağışıklık sistemini etkileyen patolojilere bağlı olduğu değişik deneysel çalışmalarda ortaya konmuştur. Bu noktadan hareketle, hastalar başta steroidler (kortizon gibi) olmak üzere, bir grup ilaçla tedavi edilmek üzere hastaneye yatırılmaktadır. Steroid tedavisinin tüm vücut ve ses sağlığı üzerine etkisi konusu üzerinde gelecek sayılarımızdan birinde duracağız. Güncel tedavi yaklaşımı, steroidler, kan sulandırıcı ilaçlar, kan arttırıcı ilaçlar ve bağışıklık sistemini güçlendirici ilaçların kombine kullanımını içermektedir. Hatta, daha etkili olabilmeleri için bu ilaçların bir kısmı orta kulak içerisine doğrudan uygulanabilmektedir.
Hepinize sağlıklı bir ses ve işitme dileğiyle…
Dr. Haldun OĞUZ tarafından kaleme alınan bu yazı, Volume dergisi Şubat 2007 sayısında yayınlanmıştır.
01 Mart 2007
ÇOCUKLARDA AĞIZ SAĞLIĞI
11 Şubat 2007
WERNER SENDROMU VE SES
Dr. Hâldun OĞUZ
drhoguz@gmail.com
10 Şubat 2007
SAĞLIKLI SES İÇİN SAĞLIKLI REZONATÖR 2
Dr. Hâldun OĞUZ
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı
09 Şubat 2007
DUDAK VE DAMAK YARIĞI
- izole yumuşak damak yarığı
- izole sert ve yumuşak damak yarığı
- tek taraflı dudak-damak yarığı
- çift taraflı dudak-damak yarığı
08 Şubat 2007
SAĞLIKLI SES İÇİN SAĞLIKLI REZONATÖR 1
Dr. Hâldun OĞUZ
drhoguz@gmail.com
21 Ocak 2007
FRAJİL X SENDROMU VE KONUŞMA PATOLOJİLERİ
Kalıtsal zekâ geriliğinin ve öğrenme güçlüğünün bilinen en sık nedeni olan Frajil X sendromu (FXS), FMR–1 genin mutasyonuna bağlı olarak görülen genetik bir bozukluktur. Her iki cinsiyette görülmekle birlikte, erkeklerde semptomlar daha ağır seyretmektedir.
Frajil X sendromlu kişilerin fiziksel, davranışsal ve bilişsel gelişim alanlarında normal gelişimden faklılaşan özellikler gözlenmektedir. Özellikle erişkin erkeklerde, uzun yüz, büyük ve belirgin kulaklar ve makroorşidizm görülür. Düztabanlık ve bağ dokuyla ilgili problemleri belirgindir. Küçük çocuklar ve kadınlarda bu özelliklerden bazıları bulunabilir ya da gelişimleri normal seyredebilir.
Duyusal uyaranlara çok hassas olan FXS olan bireyler kalabalığa, gürültüye ya da dokunmaya tepki gösterebilirler. Kimi FXS olan bireyler sosyal ilişki kurabilen arkadaş canlısı olabildikleri gibi, kimileri ise otistik-benzeri davranışlar gösterebilirler.
Frajil X sendromlu erkek çocukların hemen hepsinde hafiften ciddiye kadar değişebilen derecelerde öğrenme güçlüğü ve ağır kognitif bozukluk görülebilir. FXS olan kız çocukların ve kadınların çoğunda ise zeka normal seyrederken, yaklaşık üçte birinde öğrenme sorunları görülür. Hastalıktan etkilenen kızların çoğunda öğrenme güçlükleri hafif ya da orta düzeydedir. Öğrenme güçlüğünün yanında FXS olan bireylerde hiperaktivite bozukluğu, dikkat eksikliği, hızlı konuşma, hece ve sözcük tekrarları (ekolali), ince ve kaba motor hareketlerde güçlük ve duyusal bilgileri algılamakta ve uygun yanıtı vermekte zorluk görülebilir.
19 Ocak 2007
ANİ İŞİTME KAYBI VE HİPERBARİK OKSİJEN TEDAVİSİ
09 Ocak 2007
INTRATIMPANIK STEROID TEDAVİSİ
LARİNGOFARİNGEAL REFLÜ VE FONKSİYONEL DİSFONİ
Dr. Hâldun OĞUZ
04 Ocak 2007
MITOMYCIN C VE FRONTAL RESES CERRAHİSİ
Dr. Haldun OĞUZ
28 Aralık 2006
KRONİK OTİT VE TAD DUYUSU
ONO 0107
21 Aralık 2006
SES PROFESYONELLERİNDE AKUT SES PROBLEMLERİ
Ses profesyonellerinin akut ya da kronik ses problemlerini aşmaya çalışırken en büyük yardımcılarımızdan birisi, bu önemli gruba özel hazırlanan hasta bilgi formlarıdır. Bizim şu anda bu hasta grubu için kullandığımız form, Prof.Dr. Sataloff tarafından oluşturulan 'Profesyonel Ses Kullanıcıları için Hasta Hikaye Formu'nun bir modifikasyonudur. Yedi sayfadan oluşan bu form, hastayla ilgili genel bilgilerin yanı sıra ; ses problemi ile ilgili detayları, kişinin ses eğitimi geçmişi ile ilgili bilgileri, ses kullanım sıklığı ve kalitesini, ses ısınma egzersizlerini, genel sağlık bilgilerini, kişisel alışkanlıklarını, sağlıkla ilgili kişisel ve aile geçmişinin detaylı incelemesini ve maruz kaldığı ses risklerini içermektedir.
Ses problemi kısa süredir var ise, yakın dönemdeki bir ses eğitmeni değişikliği, ya da repertuara yeni katılan bir şarkı problemin nedeni olabilir. Ses probleminin yanı sıra bulunan diğer belirtiler de çok dikkatle incelenmelidir. Örneğin, akut larenjiti olan bir hastada burunda salgı artışı, baş ağrısı, kas ağrıları ve halsizlik olması dikkate alınmalıdır. Ses problemi nedeniyle ses doktoruna gelen bir sanatçı, kendisine farenjit, bulantı, kusma, ishal ile ilgili sorular sorulmasını anlamsız bulabilir. Bu tür durumların sesin etkin olarak çıkması için gereken postürü sağlayan kas iskelet sistemi için ne kadar önemli olduğu düşünülürse bu soruların da anlamlılığı ortaya çıkar.
Mide içeriğinin ses oluşturan mekanizmalarla direkt teması anlamına gelen laringofaringeal reflüye özellikle önem gösterilmelidir. Toplumda yaygın olan kanı, reflünün ağıza acı su gelmesinden ibaret olduğu şeklinde olmakla birlikte, sessiz reflü aslında çoğu bireyi etkilemektedir. Bu durum, özellikle sık acılı yiyecekler tüketen ve domates bazlı soslar kullananlarda daha çok karşımıza çıkmaktadır. Reflü tanısının konması, hastaya herhangi bir zorluk getirmeksizin, rutin ses değerlendirme ekipmanları ile (videolaringoskopi) yapılabilmektedir. Reflünün ses kalitesi üzerine olan etkisi, yaptığımız klinik çalışmalar ile de objektif olarak ortaya konmuştur (H Oğuz, et al. Journal of Voice, in press). Reflünün birçok belirtisi olmakla birlikte, ses profesyonellerine özgün olarak gördüğümüz belirtiler sabahları daha belirgin olan ses kısıklığı ve ses ısıtma süresinin uzamasıdır.
Birçok endokrin problem, başta mensturasyon period anomalileri ve gebelik olmak üzere, kişinin ses performansını etkileyebilir. Oral kontraseptiflerin (Gebelik önleyici ilaçlar) ses üzerine olan etkisi de uzun yıllardır bilinmektedir. Progesteron içeriği yüksek olan preparatların kadın sesinde erkeksi bir derinleşmeye yol açtığı bildirilmiştir. Günümüzde kullanılan oral kontraseptiflerde östrojen ve progesteron oranları çok dengeli olsa da, hala %5 kadar kullanıcıda ses problemleri rapor edilmektedir. Bu nedenle, kadın sanatçılarda bu durum göz ardı edilmemelidir. Benzer şekilde, hemen her ilacın ses üzerine etkisi olmasına rağmen, belirli bazı grup ilaçlar ses üzerine çok daha etkilidir. Örneğin hipertansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaç türleri salgıları koyulaştırıcı ya da kurutucu etki gösterebilir, ya da kronik kuru öksürüğe neden olabilir. Tekrarlayan öksürük yada yetersiz salgı nedeniyle ses tellerinin maruz kaldığı travma ses tellerinde tedaviye rezistan bir ödem oluşmasına yol açabilir.
Op. Dr. Haldun OĞUZ - Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı
Psik. Duygu EKİNCİ - Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı
19 Aralık 2006
ŞOV DEVAM ETMELİ, AMA NASIL?
Gösteriye saatler kalmış ama şarkıcımız hasta! Tamam, şov devam etmeli, ama şarkıcımız ne olacak? Bu akşam sahne almalı mı, almamalı mı? Bugün söylemesinin gelecekteki profesyonel yaşamı için uygun bir karar olup olmadığına kim, nasıl karar verebilir? Eğer bugün sahneye çıkarsa sesi istediği gibi çıkacak mı? Bu sorular çok sık olmasa da, ses sanatçılarının, ses koçlarının ve ses doktorlarının kafasını kurcalar.
10 Aralık 2006
LATEKS ALLERJİSİNDE DUYARLILIĞIN AZALTILMASI
Dr. Hâldun OĞUZ


